KİMDEN NE BEKLİYORSUNUZ?
Ülkenin geldiği duruma bakın:
Seçilmiş milletvekilleri içeride.
Ordu savunmasız, silahsız vatandaşların üstüne bomba yağdırıyor. “Yanlışlıkla oldu, heronlar vurdu” diyor.
Polis gösteri yapan öğrencilere düşman kuvvetlerine saldırır gibi saldırıyor. Yerlerde sürütüyor. Hamile kadınların karnına tekme atıyor. İki koluna ikişer polis bastırıldığı halde gözaltına götürdüğü zanlının ağzına biber gazı sıkıyor. İçeride savunmasız bir kadını acımasızca dövüyor.
Gösteri yapan öğrenciler, durakta araç bekleyen gençler, üzerinde bilmem nasıl renk kaşkol var diye terör örgütü üyesi olmak suçlamasıyla içeri alınıyor.
İçeri alınıyor da bir daha dışarı çıkan yok.
Her hukuk devletinde bir makul tutukluluk süresi vardır. Bizde bu süre sınırsızdır.
“Ben senin burnunu beğenmedim, gel içeriye.”
Hiç unutmuyorum, 12 Eylül faşizmi yine aynen böyle binmiştir toplumun ümüğüne. Eziyor. Kimsenin sesi çıkmıyor. Çıkamıyor. Aynen böyle, şu andaki Türkiye koşulları gibi.
Gözetim evindeyiz. Bir gece uykuda olduğumuz bir saatte geldi bastılar gözetim evini. Alay komutanı Ahmet SELEK, yanında bir binbaşı ve 5-6 askerle. Gardiyanlar gelip kaldırdılar bizi. Yemekhanede sıra olduk picamalı.
Askerlerin ellerinde rakı kadehleri. İki komutan bir yandan bizi dövüyorlar, bir yandan rakılarını içiyorlar. Bir anda binbaşı arkadaşımız Niyazi’nin burnuna takıldı. “Gel bakayım burnu büyük” dedi. İşaret ve orta parmağını kıvırıp Niyazi’nin önce burnunu bir güzel sıktı. Sonra başladı burnundan yumruklamaya.
Niyazi’nin dövülme nedeni burnunun birazcık büyük olması.
Şimdi bakar mısınız ki; Niyazi’nin burnu neden büyük diyen zihniyetten ne farkı var ortada olup bitenlerin.
“Eskiden sen benim suyumu bulandırmıştın” deyip birer, ikişer emekli ve muvazzaf subayları içeriye!..
Azıcık muhalif yazılar yazıp sümüklü hocanın kimliğini deşifre eden gazeteciler “hooooop” içeriye.
Yetmedi. Emekli Genelkurmay Başkanı “hooooop” içeriye.
Konuşan içeriye.
Yazan içeriye.
İçeriden dışarıya çıkan yok.
Tutukluluk süresi diye bir şey yok.
Hukuk yok.
Adalet yok.
Ses yok memlekette ses yok.
Tık yok memlekette tık yok.
İyi oluyor aslında. 12 Eylülü yaşamış kuşak dışındakilere anlatamıyorduk şu faşizm denilen mereti.
Kardeşim, DGM’ler (Devlet Güvenlik Mahkemeleri) vardı bu ülkede. Yıllarca aynı zulmü yaptılar. Toplum bu mahkemelere karşı direndi. Eylemler yapıldı. “DGM ler kalksın!” diye.
Şimdi aynı baskıları adına “ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELER” denilen mahkemeler yapıyor. Kimsede ses yok.
Şimdi Kılıçdaroğlu’nun mahkemeyi etkilemesi bahane edilerek savunması talep ediliyor.
Ama başbakan, “örneğin Genel Kurmay başkanı benim çalışma arkadaşımdı. Tutuksuz yargılanabilir” diyor. Genel Kurmay başkanı için sevindirici olabilir bu açıklama. Ama bu açıklamanın kendisi mahkemeyi etkileme değil midir?
Hayır? Başbakan derse etkileme olmuyor. Çünkü, başbakan taaa baştan “ben bu davada savcıyım” diye açıklama yaptı ya… Savcının demesi etkileme olmuyor.
Hadi tüm toplum hep beraber haykıralım: “Özel Yetkili Mahkemelere Hayır!”
Esen kalın.
09.01.2012
Mümtaz TEMİZ
mumtaz.tem@hotmail.com