DİN VE DİNDARLARIN SİYASİ DURUŞ YERİ
İslam dini ve genelde bütün semavi dinlerin toplumsal olaylara bakışında, emekten yana, yoksuldan, yetimden, dar gelirli insanlardan yana bir söylemin, emir ve hükümlerin olduğunu görürüz.
Bütün dinler ve özellikle İslam dini yoksulu, yetimi fakir fukarayı korumayı, onlara yardımı insanlara salık verir. Bütün öğretiler bu yöndedir. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” diyen bir dini anlayıştan söz ediyoruz.
İyi de, topluma İslam’ın bu güzel yaklaşımını her fırsatta anlatan dini çevreler, diyanet çevreleri, din görevlileri, kendisini dindar gören insanlar, bu amaçla yazı yazan yazar-çizer çevrelerinin sosyopolitik duruşları, daha açık ifadeyle politik yer tutuşları bu düşünceyle ne kadar örtüşmektedir?
Yani dindar çevrelerin politik yeri, eşitlik, özgürlük, dayanışma, paylaşma, eşit işe eşit ücret, milli gelirden daha hakça pay alma gibi ilkeleri benimseyen sol partilerin, sosyal demokrat, sosyalist partilerin yanı mı olmalı; yoksa uluslar arası sermayenin çıkarlarını ön plana çıkartan sağcı, liberal, ırkçı, şoven politikaları savunan partilerin yanı mı olmalı?
Ne ilginçtir ki; dini çevreler özellikle çok partili demokratik sisteme geçtiğimiz yıllardan başlayarak hararetli bir şekilde sağ partilerin, ırkçı, milliyetçi, serbest piyasacı, emperyalist-kapitalist ekonomik modelleri topluma dayatan partilerin yanında olmuşlardır.
Kapitalist sistem tüm dünyada savaşların, kanın, gözyaşının, sömürünün ana nedeni olarak ortada dururken, yoksulu, yetimi, fakiri, fukarayı gözeten bir dinin temsilcileri nasıl olur da kapitalist sistemi savunan partilerin böylesine hararetli savunucuları olabilirler?
Geçmişten günümüze şöyle bir siyasi partilerin tutumuna ve dini çevrelerin siyaset kurumlarına yaklaşımına bakacak olursak; 1950’li yıllardan başlayarak dindar çevrelerin Adnan Menderes’in Demokrat Parti’sini, Demirel’in Adalet Partisi’ni, Özal’ın Anavatan Partisi’ni, Tayyip Beyin AK Partisini veya daha milliyetçi, hatta ırkçı MHP’yi, BBP’yi desteklediklerini görüyoruz.
Oysa bu bahsettiğimiz partiler Demokrat Parti’den başlayarak bu ülke ekonomisini başta ABD olmak üzere emperyalist devletlerin güdümüne sokmuş, ülkeyi dışa bağımlı hale getirmiş partilerdir.
Bugün ABD ve İsrail’in ülkemiz ekonomisi üzerindeki etkilerini bilmeyenimiz yoktur.
Hal böyle iken, bir yandan Siyonizme karşı keskin nutuklar atan bir başbakanın, “one minute” söylemini hararetle alkışlarken, birçok özelleştirmede bu ülkenin en önemli stratejik kurumlarını İsrail şirketlerine satan, İsrail’le tarihimizin en fazla ticari ilişkisini yapan bir başbakana karşı dindar kesimin sessiz kalmasını nasıl açıklayabilirsiniz?
AKP döneminde zenginler daha fazla zengin, yoksullar daha da yoksullaşmadı mı? Bu ülkede emeklilerin, çalışanların ücretlerindeki alım gücü bu kadar azalmışken, Yeşil kartlı sayısı ikiye üçe katlanmışken, dindar çevrelerin AKP’yi desteklemesini nasıl açıklarsınız? AKP= sermaye=para=dolar=avro… AKP politikalarına göre her şey parayla endekslenmektedir. Yani AKP, “ gölgesini satamadığı ağacı kesmektedir”…
Ama ne ilginçtir ki, emeğin, üretimin, yoksul yetimin, çalışanın yanında olması gereken dindar çevreler AKP’nin yanında!... Bunu anlamak mümkün değil.
Elbette ki, sol partilerin, sosyalist partilerin bu dindar çevreleri küstüren tutum ve davranışları da gözden geçirilmeli. O kesimin geçmişten gelen hataları da yok değil. Ama artık iletim çağında yaşıyoruz. Herkesin biraz gözünü açması, futbol takımı tutar gibi parti tutması, babasının partisinin yanında, ya da bizim köyümüzde böyle, bizim ilçemizde, ilimizde halk bunu seviyor mantığıyla siyasi duruş benimsemenin yanlışlığını artık herkes anlamalı.
Özellikle dindar çevreler politik yerlerini yeniden gözden geçirmeli. Emekten yana, eşitlik ve adaletten yana mı olmalı, yoksa sermayeden, sömürüden, savaştan yana mı olmalı diye kendilerine sormalılar.
Esen kalın.
06.12.2012
mumtaz.tem@hotmail.com
