Miadı Dolmuş Ürünler Çöplüğe Atılmalı
Bilirsiniz, tarihi geçmiş ürünler hem tüketicinin sağlığını, hem de ekonomik durumunu tehlikeye sokar. Her nedense yurttaşlarımız markete, bakkala gittiğinde aldığı ürünün ne markasına, ne de son kullanma tarihine bakmayı alışkanlık haline getiremedi. İşin ucuz yanını tercih etti hep. Böyle olunca da, ucuz etin yahnisi kendisine hep pahalıya mal oldu.
Ayakkabı mağazasına girip, şöyle bir etrafı kolaçan ederiz. Parlaklığına, cilasına bakar, birde şöyle iki belini kırar sağlam olup olmadığını kontrol ettikten sonra, tezgâhtarında ruhumuzu okşayan sözleriyle sağlam olduğuna kanaat getirir alırız. Gel gör ki, ilk yağmurda kenarları açılır, topuğu ha düştü, ha düşecek durumuna gelir, sonuçta alır atarız.
Konfeksiyona girer, reyonlara şöyle bir göz atarız! Hemen satış danışmanları ''hoş geldiniz efendim'' le sizi kafa kola alır, ürünler hakkında, tekstil mühendisiymiş gibi bilgiler aktarır. Sonuçta, ön cephesi yabancı cümlelerle dolu bir tişörtü alır çıkarsınız. İlk yıkamadan sonra, boyası atar, ön cephedeki yazılar ütünüzün altına yapışıp, özelliğini yitirir ve onu da çöp kutusuna atarsınız. Bu hikâye tekrar tekrar devam eder durur.
Hiç birimizin aklına, eskimiş çoraplarımızı alıp atmak gelmez. Hiç birimizin aklına, eskimiş çorapların ayak kokusu yapacağını, bu ayak kokusunun başta ailemizi, sonrasında, çevremizi rahatsız edeceğini aklımıza getirmeyiz.
Bu ülkemiz politikasında da böyle. Yerelden, genele almış başını gider. Seçmen kitlesi, özelliklede okuryazarlık oranının düşük olduğu bölgelerde, bu cilalı adamlar, hep kokulu çoraplarını yeni çorapmış gibi yuttururlar. Bu kokuşmuş çoraplarını da, cilalı ayakkabılarının içine gizlerler. Sağda solda, çoraplarının da, ayakkabılarının da çok kaliteli, sağlam ve her türlü olumsuzluğa da dayanıklı olduğunu söylerler. Oysa bir doğal olay sonucu tel, tel dökülürler. Çünkü temeli sağlam değildir. Yani iskeleti bozuktur. Orda bura da, çorabının da, ayakkabısının da reklâmını yapar durur. Dahası, gerçek anlamda üretim yapan fabrika aleyhine de, yalan, yanlış dedikodu yaparlar. Bilmezler ki üretime dönük emek, süreç içinde hakkını alır. Bilmezler ki, tarihi geçmiş ürünler piyasadan toplanır çöp kutusuna atılırlar. Bu tür tarihi geçmiş ürünleri alan halkımız, bir alır, iki alır üçüncüsünde, sermayedarı iflas ettirir, fabrika kapanır. Halk artık bu kokuşmuş ürünü bir daha almaz. Çünkü miadı dolmuştur.
Bu tür kokuşmuş ürünler, özelliklede, rakibi olmadığı alanlarda, öyle kahraman kesilir ki, gören duyanda, emperyalizme karşı direnen bir cephe sanar. Oysa kâğıttan kaplandır! Sanır ki, yıkandığı derede bir daha yıkanacak. Oysa o köprünün altından öyle sular akmış ve birileri bu suları bulandırmıştır ki bir daha aynı suda hiç kimsenin yıkanma şansı kalmamıştır.
En iyisi, suyu bulandırmamak. En iyisi, balık tutmayı öğrenmek. En iyisi ADAM olmak. En iyisi, gerçekleri görmek, samimi olmaktır. Hayallerle, rüyalarla, iktidarlar yıkıp, iktidarlar kurmamak. En iyisi, emek verip çok çalışmak. En iyisi, onu bunu çekiştirmeden yola devam etmek. En iyisi eskimiş çorapları bir daha giymemek...
Ben derim ki; Miadı dolmuş bu ürünler çöplüğe atılmalı. Eğer bu ürünler yeniymiş gibi piyasada dolanıp dururlarsa, o zaman hangi ürünün hangi pazarlıklar sonucu piyasada varlık mücadelesi verdiğini, hangi ürünün sermayesini nerden, nasıl karşıladığını anlamak da zorlanırız. Sırtını hangi mali güce dayadığını, hangi ürünün kapalı kapılar ardında pazarlıklarla piyasaya sürüldüğünü, kim kimin arkasından hakaretlerde bulunduğunu birbirine karıştırırız ve sonun da bu gelişmeleri halkımızla paylaşmak zorunda kalırız, bununda kimseye bir kazanç sağlamayacağını bilsek bile.
Bırakın da emek verenler kazansın...
