ÖĞRETMENİM, TUVALETE GİDEBİLİR MİYİM?
Sevgili dostlar, beni yakinen tanıyanlar ne kadar mütevazi bir insan olduğumu bilirler. Alçakgönüllü olma benim yaşam tarzımdır.
Ancak fazla tevazü gösteremeyeceğim bir konu vardır. O da eğitim konusudur. 12 Eylül faşizmi döneminde eğitim öğretim görevimden zorla uzaklaştırıldığım altı yıllık süre hariç, tam 30 yıl sınıf öğretmenliği yaptım. Bu otuz yıllık öğretmenlik süremde kolay kolay kimseye nasip olmayacak bir başarı grafiği yakaladım. Stajyerlik yılım hariç, her yıl değerlendirmelerde 90 puan üzerinde (çok iyi) puan aldım. Başarılı çalışmalarım nedeniyle üç kez fazladan kademe ilerlemesi, bir kez maaşla ödüllendirme, pek çok kez takdir ve teşekkür belgeleriyle ödüllendirildim.
Bunu neden mi yazdım:
Bu ülke çok talihsiz bir dönemi yaşamaktadır. Bu ülkenin talihsizliği, kendi kafasına buyruk bir başbakan ve onun görevlendirdiği bir Milli Eğitim Bakanının bu ülkenin kaderiyle böylesine oynamalarıdır.
Daha önce Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yapıp çalışma ve iş hayatını berbat eden, güvencesiz çalışma ve iş ortamının mimarı olan Ömer Dinçer, şimdi de meslek açısından hiç alakası olmadığı bir bakanlığın (Milli Eğitim Bakanlığı’nın) başına getirilerek, bu bakanlığı ve bu ülkenin geleceğini, gelecek kuşaklarını, gelecek nesillerini berbat etmek istemektedirler.
Bakınız 30 yıllık sınıf öğretmenliğim süresi içerisinde birçok kez 1. sınıf okuttum. Yani ilkokuma-yazmanın ustası bir insanım. Altı yaşını doldurmamış çocukların ilköğretime başlamasının sıkıntılarını en iyi bilen insanlardan birisiyim.
Size öğretmenlik yıllarımdan ve yaşamımdan bir iki örnekle konuyu anlatmaya çalışayım:
Tortum ilçesi Şenyurt Beldesinde iköğretim dördüncü sınıfları okutmakta olduğum bir seneydi. Birçok anne baba gibi biz de henüz küçük olan oğlumuzu okula özendirmeye çalışıyoruz. Henüz beş yaşını birkaç ay geçmiş olan çocuğa kalem, defter, okul çantası falan almışız. Ama ne mi oldu sonrasında; çocuk benimle beraber düzenli olarak okula gelmeye başladı. Ne yaptıysak okuldan uzaklaştıramadık. Bir hafta, iki hafta, derken çocuk benden önce okula gidiyor, benimle eve dönüyor.
Ama işin ilginç yanı ben dördüncü sınıfları okutmaktayım. Baktım ki bizim ufaklık okuldan ayrılmaya niyetli değil, onu tutup elinden birinci sınıfa götürdüm. Öğretmene idare etmesini rica ettim. Çok kalabalık olan sınıfta arkalarda bir yer gösterdi. Kayıt falan yapmadık. Nasıl olsa küçüktür usanır ve bırakır diye düşündük. Ne var ki, çocuk çok hevesliydi ve bırakmadı. Ama şu an üniversitede yüksek lisans yapmasına karşın bütün okul hayatı boyunca ezildi.
Oyunlarda, yarışmalarda hep arkadaşlarının gerisinde kaldı. Bir türlü el becerisi gelişmedi. Halen ayakkabısının bağcığını bağlama becerisini kazanamadı. Okula giderken her sabah annesi iki-üç tane kalemin ucunu açıp çantasına hazır koydu. Çünkü kendisi okula başladığında kalemini açamıyordu. Hazır açılmış kalemi kullanmaya alışınca daha sonraki yıllarda da öyle devam etti.
Yine birinci sınıfları okutmakta olduğum bir sene, tanıdığım, dostum, arkadaşım olan üç veli (güya ben okutayım diye) çocuklarını okula getirdiler. Ne kadar anlattıysam da velileri ikna edemedim.
Bu üç çocuk çok zeki olmalarına, velileri de çok ilgilenmelerine, benim de ayrıcalıklı muameleme yapmama karşın hep ezildiler. Hep zorlandılar. Bir derste birkaç kez “Öğretmenim tuvalete gidebilir miyim?” deyip dışarı çıkarlardı. Birisi çıkınca ötekileri de arkasından giderlerdi.
Bu üç çocuk bir türlü yazı yazarken harfleri satır çizgisinin üzerine oturtamadılar. Hep iki çizginin ortasına yazdılar. Yedi yaşına girmiş öğrenciler bir sayfa yazı yazarken onlar en fazla ya bir satır ya iki satır yazabildiler. Bu çocukların özgüvenleri bir türlü gelişmedi. Bazı zaman ağlarlar, bazen de sınıfın ortasında kendi kendilerine bir oyun tuttururlardı. Sıralarını ıslattıkları da oldu.
Bütün bunlar pedagojik gerçekliktir. Okulların açıldığı eylül ayı itibariyle 72 ayını doldurmamış çocukların ilköğretim birinci sınıfa başlatılması cinayettir. Ama işin başında bu cinayeti işlemekte ısrarcı olan saçma sapan bir bakan vardır.
Ne diyelim. Erbakan Hoca’nın deyimiyle sizi Allah ıslah etsin!
Esen kalın.
13.09.2012
Mümtaz TEMİZ
mumtaz.tem@hotmail.com
Cihangir Öztürk admin
ÖĞRETMENİM, TUVALETE GİDEBİLİR MİYİM?
ÖĞRETMENİM, TUVALETE GİDEBİLİR MİYİM?
-
BIST 100
16256,28%1,89
-
DOLAR
44,20% 0,08
-
EURO
51,01% 0,29
-
GRAM ALTIN
7128,82% 0,28
-
Ç. ALTIN
11584,42% 0,43
- Salı 10 ° / 7.1 ° Bölgesel düzensiz yağmur yağışlı
- Çarşamba 11.2 ° / 6.2 ° Güneşli
- Perşembe 11 ° / 6.5 ° false
Trabzon
17.03.2026
- İMSAK 05:41
- GÜNEŞ 07:06
- ÖĞLE 13:18
- İKİNDİ 16:39
- AKŞAM 19:19
- YATSI 20:38


