PKK’lı olduğu belirtilen bir grup tarafından kaçırıldıktan sonra, önceki gün serbest bırakılan Cumhuriyet Halk Partisi Tunceli milletvekili Sayın Hüseyin AYGÜN’ÜN olaydan hemen sonra basına yaptığı açıklamaları dikkatle izledim.
Öyle sanıyorum ki, benim gibi pek çoğunuz da Sayın Aygün’ün açıklamalarını izlediniz ve dinlediniz.
İşte Kürt sorununun çözümü bu gibi insanların sorumlu, duyarlı ve de inisiyatif koymaları ile olacaktır.
Daha açık konuşmak gerekirse bu sorunun çözüm noktasında en önemli aktörler Kürt aydınları olacaktır.
Sayın Aygün, kendisini kaçırıp iki gün boyunca dağlarda alıkoyanlar için bile bir tek kaba laf etmedi.
“Eli silahlı terör örgütü üyeleri” bile demedi. “Beni götüren gençler, genç arkadaşlar… Gibi” özenle seçilmiş sözcükler kullandı.
Aygün’ün her kelimesi barış için seçilmiş kelimelerdi.
Her ifadesinde barışa vurgu vardı.
Bu konu ile ilgili olarak gazetemiz okurlarının hatırlayacakları üzere yaklaşık bir yıl kadar önce, 27.09.2011 tarihli köşe yazımda şöyle demiştim: “Bakınız, “Bu ülkede barışı Kürt ve Türk aydınları, Kürt ve Türk halkının siyaset önderleri, sivil toplum kuruluşlarının önderleri, akil adamları birlikte kuracaklardır. Kan ve gözyaşı bizi birbirimizden uzaklaştırır.
Lütfen herkes birazcık ezberini bozsun artık. Savaşla tarihsel bir sorunu çözemezsiniz. Kürtler de şunu bilmeli ki; PKK’nın yöntemleri belki uluslararası emperyalist güçlerin hoşuna giden bir yöntem olabilir. Çünkü onlar için Türk veya Kürt’ün önemi yoktur. Onlar için ekonomik kazançları önemlidir. Ve bu yöntemler onların işine geliyordur.
Ama bizler için barış, bizler için dostluk, bizler için hem emperyalist sömürüden, hem kapitalist baskılardan birlikte kurtulma önemlidir.”
Şimdi Sayın Hüseyin Aygün’ ün kullandığı sözcükleri neden önemli bulduğumu anladınız mı? İşte barışın dili bu dildir. Barışın dili bu olmalıdır.
Kendisini dağa kaldıran insanlara “o gençler de dağda olmaktan mutlu değiller. Eğitim görmek varken dağda zor bir yaşam içerisinde bulunmaktan mutlu değiller” diye bir ifade kullandı Sayın Aygün.
30 yıl boyunca bu çirkin savaşta, bu adı konulmamış savaşta binlerce askerimiz, polisimiz, korucumuz ve gencimiz can verdi. Şimdi ben savaş dedim ya, kafasında belli şablonları olanlar hemen itiraz edeceklerdir; “Savaş karşılıklı iki ordu arasında olur, bu terör olayıdır,” diyecekler. Kim ne derse desin. Siz adını ne koyarsanız koyun. Barış akil adamların, toplum bilimcilerin, siyaset önderlerinin ve en önemlisi silahsız Kürt aydınlarının, silahsız Türk aydınlarının, silahsız demokrasi ve özgürlük taraftarı olan kesimlerin yan yana gelerek ülkenin asıl açmazı olan, asıl çıkmaz sokağı olan DEMOKRASİYİ yaşama geçirmeleriyle sağlanacaktır.
Hele hele sosyalist düşünceyi savunan kesimlerin “sınırları kaldırmayı hedefleyen düşüncenin savunucularının” yüzlerce yıl bir arada birlikte yaşamış iki toplumun arasına sınır koymayı düşüneceğini sanmıyorum. Elbette ki, ulusların kendi kaderini belirleme hakkı vardır. Ama bu düşünceyi ileri süren felsefe ustalarının söylemek istediği asıl şey sömürünün, ezilenin, ezenin olmadığı, yani sınıfların ortadan kaldırıldığı öyle olunca da herkesin eşit koşulları taşımasıyla sınırlara gereksinim duyulmadığı bir toplumsal düzendir savunulan. Şey. Yani burada ulusların kaderini tanıma düşüncesi sosyalist bir düşünceden ayrı tutularak, milliyetçi, ırkçı, şövenist bir yaklaşımla “kader belirleme” değildir.
Demem şu ki değerli okurlarım, asıl sorun demokrasi sorunudur. Asıl sorun sömürüdür. Baskılardır. Çağ dışı yönetimdir. Bu aşıldığında, iki toplum bir arada kardeşçe yaşayacaktır.
Bu da PKK’nın silahlı mücadelesiyle değil, Kürt ve Türk aydınlarının, akil adamların demokratik çözüm önerileriyle olacaktır.
ABD bunu istemez. Avrupa birliği bunu istemez. Kafatasçı Kürt kesimi bunu istemez. Ve kafatasçı Türk kesimi bunu istemez. Çünkü bu kesimler kandan beslenmektedirler.
İşte Sayın Aygün’ün açıklamaları bu anlamda bal gibi açıklamalardı. Teşekkürler Sayın Aygün.
Esen kalın.
16.08.2012
Mümtaz TEMİZ
mumtaz.tem@hotmail.com
