HUM-FETHULLAH YURDA DÖNMELİYMİŞ !!!
Bir süreden beri “Türkçe Olimpiyatları” adı altında Fethullah Gülen Cemaatine mensup yurtdışındaki okulların, yurt içerisindeki bazı dersanelerin, bazı bakanların, valilerin, kaymakamların, gazetelerin ve bu cemaatin işadamlarının bir bakıma ortak organizasyonu olan ‘Türkçe Olimpiyatları’ ile gövde gösterisi yaptıklarına tanık olmaktayız.
Cemaate mensup okulların son derece önem vererek ( ve kabul etmek gerekir ki mükemmel bir hazırlığın sonucu olduğu anlaşılan) müzik ve kültür şöleni önceki gün Olimpiyat Stadında noktalandı.
Olimpiyat Stadındaki programa eşi Emine Erdoğan ile birlikte katıldığı gecede konuşan Başbakan Tayyip Erdoğan, Fethullah Gülen’i 'bitsin bu hasret' diyerek Türkiye'ye davet etti.
Başbakan Erdoğan'ın, "Kardeşlerim, gurbet hasrettir. Hasretin bedeli çok ağırdır, faturası çok ağırdır. Biz, gurbette olup, şu vatan topraklarının hasreti içerisinde olanları aramızda görmek istiyoruz. Gurbet aynı zamanda garipliktir. Zaten oradan anlamını yükleniyor. Onun için de biz garipliğe tahammül edemeyiz.
Diyoruz ki, bu sıla hasreti artık bitmelidir, bitsin istiyoruz. Doğrusu ben şu andaki tavrınızla hep birlikte bu hasretin bitmesini istediğinizi anlıyorum. Öyleyse bitsin bu hasret diyelim. Bu anlamlı gecede kadim bir medeniyetin evlatları olarak, zengin bir kültürün diliyle, Türkçe’yle bize ve dünyaya seslendiğiniz için sizlere bir kez daha teşekkür ediyorum. Gurbeti bir kenara, hasreti bir kenara bırakalım diyorum." Diyerek açık davet gönderdi.
(Burada başta 12 Eylül dönemi olmak üzere, devletin baskılarından kaçmak zorunda kalmış, ya da vatandaşlık hakkı elinden alınmış binlerce insanı yok sayarak sadece FETO’ya çağrı yapılması bir yana.)
Başbakanın Fethullah hocaya yaptığı bu davete yandaş medya ve paragöz, liboş yazarlar anında methiyeler dizdiler.
Kendisini yıllarca entel, dantel ve demokrat olarak bu topluma sunmuş olan sözümona büyük (!) yazarlarımız, “Ne olursunuz sevgili hocaefendimiz, pirimiz, şeyhimiz, dervişimiz, Ayetullah’ımız lütfen artık geliniz” dercesine yakarışa geçtiler.
Bakınız bu çok demokrat (!) yazarlarımızdan Ertuğrul Özkök nasıl figan ediyor:“Şurası kesin.
Başbakan Erdoğan’ın Fethullah Gülen’e yaptığı çağrıyı dün gece öğrenseydim, “Yarını değil”, “O an’ı bile bekleyemez hemen yazardım.
Derdim ki;
“Fethullah Gülen Hoca, bu çağrıya kulak verip, gurbeti bitirmeli.”
Ne yazık ki, Almanya’daydım.
Özel bir yemekteydim ve kimse de arayıp bunu haber vermemişti.
Gecikmiş bir yazıdır.
“Yarını bekleyemedim” logosunu hak etmeyen, çok gecikmiş bir yazıdır.”
Bunları görünce Ayetullah Humeyni’nin 1 Şubat 1979’da İran’a dönüşü ve bu tarihten itibaren İslami bir diktatörlüğü İran’da hakim kılması aklıma geldi.
Humeyni’nin uçaktan inmesiyle birlikte etrafını saran mahşeri bir kalabalık kısa sürede ülkedeki diğer bütün düşünceleri geri dönüşümsüz bir şekilde yasaklamış, bastırmış ve o günden beriye İran artık Mollalar ülkesi olmuştur.
Bizde de yıllardır kendisini “sürgün” (!) olarak gösteren Hocaefendi’ye (!) şuursuzca bir bağlılık ve sempati birikimi söz konusudur.
Peki, FETHULLAH Ayetullah Humeyni olabilir mi?
Ya da Ayetullah Humeyni’nin gördüğü ilgi gibi bir ilgiyi hak ediyor mu?
Sorunun iki yanıtı vardır:
1. Evet ediyor. Burada Fethullah Hoca’ya karşı beslediğim (nefret duygumu) düşüncemi bir kenara koyarak , onun örgütlemedeki ustalığından, sosyal ve ekonomik güç olmadaki başarısından dolayı sorunun bir yanıtı “evet” olmalı. Derim.
2. Hayır etmiyor. Çünkü Humeyni İran’a dönmeden önce de, İran’a dönüp yönetimin başına geçtikten sonra da tam anlamıyla antiemperyalistti.
Humeyni, ölünceye kadar Amerikan emperyalizmine ve İsrail Siyonizmi’ne karşı mücadele etmiştir. Yüzlerce yıllık Şahlık düzenini yıkması ve ülkesinde antiemperyalst bir idare gerçekleştirmiş olması, ülkesinin ekonomik bağımsızlığı ve ülkenin petrol zenginliğini millileştirmesi açısından bakıldığında yaptığı iş (bir bakıma) bir devrimdi.
Peki ya Fethullah Hocaefendi böyle midir?
Tam tersine Fethullah Hoca tam anlamıyla bir Amerikan kuklası, ABD emperyalizminin oyuncağı haline gelmiş bir şaklabandır.
Zaten o nedenle de ikamet yeri olarak ABD’yi seçmiş, oradan ABD güdümlü demeçleriyle ülkemizdeki hükümet üzerinde etkili olan emperyalizmin bir numaralı yönetmenidir.
Öyleyse bu beyefendinin gelişi ile Humeyni’nin İran’a dönüşü aynı olur mu? Varın siz karar verin.
Ne var ki; Hocanın gelmesi Tayyip Erdoğan’ın son zamanlardaki yanlış hamlelerini, yanlış demeçlerini bir anda unutturacak, yeniden bu ülkenin üzerinde (İslamla ve İslamiyetle hiç alakası olmadığı halde) sözümona İslami bir rüzgar estirilecek, belki de bir seçim veya hedefteki başkanlık seçimi kazanılmış olacak.
Hadi açın ellerinizi havaya Hocaefendinin (!) gelmesi için dua edin!
15.06.2012
Mümtaz TEMİZ
mumtaz.tem@hotmail.com
