İSLAMİYET ve KAPİTALİZM NE KADAR ÖRTÜŞÜYOR?
AK Parti hükümetinin ve Sayın Başbakan’ın on yıldır ülkemizde çok açık bir biçimde emperyalizmin güdümünde, çok kaba ve fütursuzca bir kapitalist sistemi, açık bir sömürü sistemini, hatta kapitalizmin vahşi şekli olan faşizmi uygularken, kendisini hala daha dindar göstermesini doğrusunu isterseniz içime sindiremiyorum.
Yani bu vahşi kapitalizmi siz kendi parti programınıza alabilirsiniz, bunu uygulayabilirsiniz de. Ama bunu bir de İslamiyet adına yapıyormuş gibi göstermeniz, bu tür yaklaşımların İslamiyet’in gereğiymiş gibi sunulması midemi bulandırıyor.
İslamiyet ve kapitalizm birbiriyle ne kadar örtüşüyor diye internette bir araştırma yaparken Prof. Dr. Abdullah Özbek’in bir yazısı dikkatimi çekti.
Prof. Dr. Abdullah ÖZBEK, “Globalleşme ve Din Eğitimi” adlı makalesinde bakınız İslamiyet’i ve İslamiyet’e bakışı nasıl tanımlamış:
“İnsanın hoş görmediği ve nefret ettiği hiçbir gaye, hiçbir hedef, hiçbir vasıta gerçek ve doğru dinle yan yana getirilemez. Bu bir evrenselliktir. Bunun adı İslamiyettir. Anlamı ise, “barış, güven, emniyet, itaat ve kulluktur.”
Azınlığın yanında neredeyse kendisini azınlık görecek kadar hak hukuk gözeten kulluk. Çalıştırdığı insanlara kendi yediğini ve kendi giydiğini layık gören bir kulluk.
İyilikleri yerleştirirken de kötülüklerin karşısına dikilirken de herkesin katılımcı olmasının gerekliliğini öngören bir kulluk. Hem de hiç kimsenin haset edemeyeceği birine, varlıkların en güçlüsüne, bütün nimetleri verenine kulluk. Alçaltıcı değil yüceltici bir kulluk. Birlikte ve barış içinde yaşamanın ilkelerini içeren bir kulluk.”
Evet, böyle tanımlamış Sayın Özbek İslamiyet’i ve kulluğu.
Şimdi bir de AK Parti ve Sayın Başbakan’ın tutum ve davranışlarına, yani hükümet etme anlayışlarına bir bakalım:
Sayın Başbakan “azınlığın yanında neredeyse kendisini azınlık görecek kadar hak hukuk sahibi” gibi duruyor mu? Tam tersine, “büyük dağlar benim, küçüklerini ben yaratmışım” edasında. Hep tepeden bakan, hep küçümseyen, hep azarlayan tavırlar içerisinde.
“Çalıştırdığı insanlara kendi yediğini ve kendi giydiğini layık gören bir kulluk.”demiş Sayın Özbek. Peki, AKP ve Sayın Başbakan buna ne kadar uygun. İnternette dolaşan haberlere göre Sayın Başbakanın serveti 10 yılda 735 kat artmış. Peki, Sayın Başbakan on yılda fakir fukaranın, yoksul yetimin, çalıştırdığı işçi ve memurun maaşını, ekonomik durumunu kaç kat artırmış?
Çalışanların Ocak ayından itibaren almaları gereken zamlı (!) maaşları bile mayıs ayının ortalarına geldik hala ödenmemiş.
Sendikasız, sigortasız çalıştırılan işçilerin, sadaka ücretine talim ettirilen taşeron işçilerin, üçüncü sınıf bile sayılmayan emekli kitlenin ücretlerine bakınız tam da başbakanın yediğini yiyebiliyor, giydiğini giyebiliyorlar (!)
“İyilikleri yerleştirirken de kötülüklerin karşısına dikilirken de herkesinkatılımcı olmasının gerekliliğini öngören” bir yaklaşımı görmek mümkün mü? Tam tersine “ben yaptım olacak” anlayışını, yani dayatmacı bir anlayışı kendisine düstur edinmiş bir kişilik.
Peki, “birlikte ve barış içinde yaşamanın ilkelerini içeren bir kulluk.” Görmek mümkün mü? Ne gezeeeer… Sayın başbakan bizzat kendi tutumuyla, aşağılayıcı, alaycı, hatta çoğu kez küfre varan söylemleriyle barışın önündeki belki de en önemli engeli oluşturuyor.
Sayın Başbakan bırakınız muhalefetle, azınlıklarla anlaşmayı, onların görüşünü almayı, kendi partisinin milletvekillerine dahi bir şey sormuyor. Beyefendi kendileri ne derlerse o. Şimdilerde tam da kendi zihniyetine uygun olarak “başkanlık sistemini” tartışmaya açıyor. Bakarsınız bir süre sonra da “padişahlığı tartışmalıyız” diyecektir.
Şimdi anladınız mı AKP’nin kendisini İslami söylemlerle dindar gösterip, tam tersine vahşi kapitalizmi bizlere nasıl giydirdiğini?
Esen kalın.
10.Mayıs.2012
Mümtaz TEMİZ
mumtaz.tem@hotmail.com
