Türkiye’ye Cumhuriyeti, daha sonraki yıllarda da Demokrasiyi getiren Cumhuriyet Halk Partisi, ne ilginçtir ki kendi içinde, kendisi için demokrasiyi getirmekte çok zorlandı.
CHP, kurucu kadrolarının asker kökenli olmaları nedeniyle olsa gerek, ülke için demokrasiyi, laikliyi, halkçılığı hararetle savunmasına karşın, kendi içerisinde bir türlü gerçek demokrasiyi içine sindirememiş bir görüntü vermiştir.
Mustafa Kemal ve İsmet İnönü asker kökenli insanlardı. Hadi bunları anladık. Ama İnönü’den sonra gelen Genel Başkanlar da tıpkı asker kökenliler gibi partiyi tek elden yönetme hastalığını devam ettirdiler.
Özellikle Bülent Ecevit ve Sayın Baykal, partide kendilerinin tek karar mercii olmaları için özel tüzükler hazırladılar.
Bu sayın başkanlar kendilerine ileride rakip olacak kişilerin yolunu taaa baştan işte bu özel tüzüklerden yararlanarak kestiler. Yani daha açık ifadeyle, parti içerisinde kendilerine dönük eleştiri yöneltebilecek kişilerin parti ile bağını kopardılar.
Sayın Bülent Ecevit, eşi Sayın Rahşan Ecevit ve daha sonra da Sayın Deniz Baykal için önemli olan kendilerine son derece sadık, kendi dar kadroları ile partinin başında bulunmaları idi. Bu sayın başkanlar kendi etraflarında öylesine kemikleşmiş bir politbüro oluşturmuşlardı ki, es kaza bir biçimde başka bir isim Genel Başkan olsa bile kontrol yine kendilerinde ve kendilerinin oluşturmuş oldukları yönetimin elinde olacaktı.
Bunu Sayın Erdal İnönü döneminde ve Sayın Altan Öymen döneminde gördük.
Bu politbüro kendi genel başkanları dışındakilere ara dönemler dışında geçit vermiyordu.
Dün Cumhuriyet Halk Partisi’nde bir ilk yaşandı. Umuyoruz ki, CHP de yaşanan bu demokratik tüzük kurultayı, partinin yönetim organlarının oluşmasında da kendisini gösterir.
Baykal ve Önder Sav’ın oluşturmuş oldukları politbüro, birçok yerel ve genel seçimi kaybetmişlerdi. Ama bu onlar açısından pek de önemli değildi. Çünkü onlar için zaten ülkede diğer partilerle yaptıkları yarışta yenmek veya yenilmek pek o kadar önemli değildi. Onlar açısından önemli olan parti içerisinde söz sahibi olmaktı.
İşte bu yarışta da iki kez çıktıkları minderden mağlup ayrılmışlardı. Ne var ki yenilen güreşçi güreşe doymaz misali bir kez yine güreş istediler. Bir kez yine çıktıkları minderde bu kez kendi delegelerinden bile bekledikleri desteği alamadılar.
Bir beklentileri yine var. O da bu baharda yapılacak il-ilçe kongrelerinde kendilerine yakın isimlerin il-ilçe yönetimlerine seçilmesini sağlayarak genel başkan seçiminin yapılacağı kurultayda bir kez yine şanslarını denemek…
Bu beyler eğer ki enerjilerini kendi partileri içindeki yönetim seçimleri yerine genel ve yerel seçimlere harcasalardı CHP bugün farklı yerlerde olurdu.
CHP deki gelişmeler, parti tüzüğünün demokratikleştirilmesi, kadınların ve gençlerin parti içi seçimlerde önemli kontenjanlara sahip olması, aday belirlemelerin önseçim sistemi ile yapılacak olması ülkemiz demokrasisinin önünü açacaktır.
Bölgesinde çok sevildiği halde parti içi barajı aşamama endişesi yaşayan birçok değerli insan bu nedenle siyasete girmeye çekiniyordu. Artık herkes siyaset yapabileceği ortamı bulabilecek.
CHP’de yaşanan bu tüzük değişikliği ve demokratikleşme öyle sanıyorum ki diğer partilere de sıçrayacaktır. Türkiye’ye Cumhuriyeti ve demokrasiyi getirmiş olan CHP, şimdi de tüzüğünde yaptığı değişiklikle diğer partilerin de parti içi demokrasisinin gelişmesinin önünü açacaktır.
Esen kalın.
27.02.2012
Mümtaz TEMİZ
mumtaz.tem@hotmail.com
