Çağdaş, modern, demokrat, ileri demokrasi anlayışını benimsemiş ülkemizin yöneticileri, anayasa için ’yetmez ama evet’ diyenler; 13 Eylül sabahı bambaşka bir Türkiye hayali ile yatıp kalkanlar, madenlerin, mayınlı tarlaların, deryaların, ormanların ve derelerimizin çok uluslu şirketler aracılığıyla el değiştirdiğini, bütün maddi manevi değerlerimizi kaybettiğimizi gördünüz mü?
Yurdumun güzel insanları, bu değerlerimizin sahipleri; “HES’LER BAHANE, SULARIMIZ ŞAHANE!”. Proje büyük Ortadoğu projesi. Gelecekteki tehlikenin büyük olduğunu anlamıyor musunuz? Daha…
Başta Doğu Karadeniz olmak üzere güzel Anayurdumuzun bakir, namuslu, özgürce akan dereleri İSYAN ediyor! Dere yataklarının yerleri, akar yolları değiştiriliyor. Din değiştiriyor, el değiştiriyorlar! Çaresizlik içinde. Gerçek sahipleri de, yaşayanları da yurtlarından yerlerinden ediliyorlar! İnsanlar, çiçekler, böcekler ve tüm canlılar kaçmak göçmek istiyor binlerce yıllık vatanından. Kalanlarda birer birer ölüyor ve ölecekler zaten.
Doğanın ekolojik dengesi ile oynanarak, bozularak çölleşmeye doğru götürülüyor ülkemiz.
Biz o derelerde doğduk! Onlarla varolduk, büyüdük! Biz koruduk, gözümüzden sakındık, biz dertleştik onlarla. Derelerimize türküler yaktık, ağıtlar yaktık. Boşuna mı yıllarca “Ordu’nun dereleri aksa yukarı aksa” dedik. Çok uluslu şirketler için mi derelerimiz aktı durdu yıllarca? Onlar bize hayat verdi, can verdi, su verdi, hayat verdi. Çiçeği böceği oksijeni temiz havayı bize bahşettiler, hiç karşılık beklemeden.
Ettiler de bizden rica ettiler sadece: Biz vatanız, suyuz, havayız, bu ülkenin onuru namusuyuz dediler, koruyun bizi. Bizi koruyun ki özgürce, gürül gürül akalım. Bazen coşalım bazen taşalım! Taşlara çarparak gökyüzüne buhar olup çıkalım. Yağmur olalım fındık bahçelerindeki çotanaklara, çay yapraklarına, buğday başaklarına, mısır tanelerine bereket olalım, nur olalım. Bembeyaz tomurcuk taneleriyle temiz oksijen olalım! Rutubet olalım toprağa, toprağı nemlendirelim. Özgürce türküler, şarkılar söyleyerek çağlayan olalım. Şelaleler olup danslar edelim, halay çekip horon tepelim. Yapalım ki herkes doya doya, buğulu gözlerle seyretsin.
Biz bu derelerin, akarsuların, aksuların çocuğuyuz. Sırlarımızı bölüştük dertlerimize ortak ettik onları. Derelerimiz, nehirlerimiz bize nimetler sundu. Aş verdi, iş verdi, bolluk verdi. Böceği, çiçeği, ormanı, insanları kardeş ettiler... Toprağı toprak ederek ana ettiler. Temiz havayı solutarak, cennet yaşamı sundular fakir gurabaya.
Şimdi İhaneti reva görmeyerek sahip çıkmamızı istiyorlar bizden. “Derelerin kardeşliği” diyenleri göreve çağırıyorlar. Hidroelektrik santralleri kurarak, yaratan tarafından bize bahşedilen bu güzelliklerin yok edilmesine karşı durmamızı söylüyorlar; usul usul, şırıl şırıl akarak.
Turizm cenneti olan bölgemiz, dağlarımız, göllerimiz, ovalarımız, yaylarımız gezip görmek, tadına varmak isteyenlere haram edilmesine direniyorlar hala. Sit alanları ve doğa varlıklarının yaşam alanı olan bu doğa harikası yalancı cennetlerimize de yazık ediyorlar. Bu güzellikleri katledenleri zamanı geldiğinde doğamız en ağır şekilde cezalandıracaktır, bu böyle bilinsin. Hani birilerinin dediği gibi “Doğanın İNTİKAMI Ağır Olur!”.
Gelin kısır tartışmaları ve anlamsız paylaşımları bırakarak, hep birlikte dernekler, STK lar, tüm siyasiler, ulus olarak bu yağmaya, bu HES kıyımına, bu cinayete bayrak açalım…
Hüseyin Koç
08.01.2011
