Birey olmak, kimlik kazanmaktır. Birilerine bağımlı olmadan düşünebilmek, düşündüklerini yaşama geçirebilme cesaretini göstermektir.
Birey olma ülkemizde pek anlamını bulamamış, bulması da biraz zor gözüken bir kavramdır. Çünkü, daha çocukluk yıllarından başlayarak yaşamın her evresinde bireysellik baskı altına alınmaya çalışılmaktadır.
“Söz gümüşse sükut altındır.”, “ileri gidenin başını keserler “ Gibi atasözleri ile susmanın, geri durmanın öğütlendiği bir toplumda insanların bireyselliğini ortaya çıkarması zor olsa da, yine de demokratikleşme, sivilleşme, eğitim ve kültürel zenginleşme ile birlikte insanlar kendi haklarını, sokaktaki insanların haklarını, tanımadıkları insanların haklarını, hatta bu dünyayı birlikte paylaştığımız diğer canlı türlerinin var olma haklarını koruma konusunda bir vizyona ve bilince erişebilmektedirler.
Bu bilince ulaşan bireyler; toplum içerisinde aktif roller üstlenebilen, sadece kendi hakları için değil, kendisi gibi aktif birey olma bilincine sahip kişilerle toplumsal haklar için de bir araya gelebilen, sivil toplum hareketlerini örgütleyebilen, bu tür sivil toplum örgütlerinin içerisine giren ve sorunları çözme noktasında eyleme dönük araçları kullanabilen bireylerdir.
Henüz birey olamamış kimselerin “ Sana mı kalmış başkalarının haklarını savunmak? Sen mi düzelteceksin memleketi?” sözlerine aldırış etmeden toplumun daha az şanslı kesimleri için, ve kapitalizmin gittikçe artan saldırılarına karşı doğayı ve doğal yaşamı da savunan insandır tanımlamaya çalıştığım birey.
Birey olma bilincine ulaşmış kişiler, birlikte aynı coğrafyayı, aynı vatanı ortak olarak paylaştıkları kişilerin haklarına saygı gösteren, bu hakları birlikte çoğaltmayı amaçlayan kişilerdir.
Sorumluluk almaktan korkmayan, sorumluluktan kaçmayan, sorunlarla yüzleşen, sorunları tartışan, çözüm yolları arayan, kendisini yenileyen kişiden bahsediyorum.
Sürünün bir parçası olarak kendisine verilmiş görevi sorgulamadan yerine getiren, biat eden, “uydum hazır olan imama” mantığıyla hareket eden değil; “neden buradayım, ben kimim, ekonomik ve sosyal konumum nerededir, ortak hareket etmem gereken sosyal zümre hangisidir?” sorularını kendisine sorabilen ve olması gereken yeri ona göre belirleyebilen bireydir aradığım.
Çevresindeki sosyal olaylara seyirci ve suskun kalmayan, karakolda tek başına bir bayanın neden darp edildiğini, “su yaşamdır, satılamaz” diyen gençlerin neden yerlerde sürüklendiğini, tutuklandığını düşünendir.
Verginin kazanca göre, gelire göre verilmesi gerekirken, KDV, ÖTV gibi dolaylı vergilerin gelir vergisinden daha fazla olduğunun nedenini sorgulayandır aktif birey.
Aktif birey, sadece kendisi için, sadece bugün için değil, gelecek kuşaklar için, çocuklarımız için de güzel bir dünya bırakma kaygısı ile hareket edebilen bireydir.
Aktif birey, aktif vatandaş, aynı ülkeyi paylaşan insanlarla bir arada, eşit koşullarda yaşamı savunan, bireydir.
Aktif birey, aktif vatandaş, kendi yaşamsal koşulları nispeten iyi olsa da bu koşulları elde edememiş insanların durumlarını da görebilen, onların çıtasını da yükseğe çekmek isteyendir. Ben yerine, biz düşüncesini yaşama uyarlayandır.
Birey olma bilincine varmış birey, sürü olmayı reddeden, sorgulayan, adaleti, barışı, emeği yüceltendir.
Aktif vatandaş, kötülükler, baskılar, adaletsizlikler karşısında sinmeyen, susmayan, korkmayan, yılmayan vatandaştır.
Selam olsun aktif vatandaş ve birey olma bilincine ulaşmış kişilere…
(Bu yazımı sevgili arkadaşım, dostum Sayın Hüseyin ALTUN’a atfediyorum)


