|
Yakın siyasi tarihimizin en çok tartışılan yanı liderlere endeksli bir siyaset yapılanması olmuştur. Türk toplumu geleneksel değerlere bağlı bir toplumdur. Yüzlerce yıllık imparatorluktan sonra her ne kadar çok partili yönetime geçilse de toplumun başında karizmatik bir lider görme isteğinde fazla bir değişme olmamıştır. Aslına bakılırsa lider sevgisi sadece bizim toplumumuza has bir olgu gibi de görünmemektedir. Ne var ki, toplumlar bir yandan lidere endekslenirken, bir yandan da lidere ve merkeze bağlı siyasetlere yönelik eleştiriler de her geçen gün artmaktadır. Siyasette başarılı olan “iktidar olan” liderler bu eleştiriyi daha az hissederken, hatta belki hiç eleştirilmezken, mağlup olan partilerde fatura hep partinin genel başkanına ve yönetimine kesilir. Ülkemizde son yıllarda AKP kendisine tartışmasız bir lider buldu. Sevelim sevmeyelim, düşüncelerine katılalım katılmayalım Tayyip Erdoğan karizması en yüksek olan lider. Erdoğan ve partisi hem lider karizması, hem ülkenin sosyal konjonktüründen, biraz da uluslararası sermaye güçlerinin desteğini arkasına aldığı için seçimlerin galibi olmayı başarıyor. Fakat AKP’nin başarısını sadece bu etkenlere bağlamak haksızlık olur. Sol partilerde hele hele sosyal demokrat partilerde lider olma ve yönetimde yer alma arzusu çok daha baskındır. Partilerin il, ilçe ve belde örgütlerinin yönetim kadrolarını değiştirmek oldukça zordur. Bu birimlerde iki dönem, üç dönem, hatta daha fazla süreli yöneticilik yapan insanlar vardır AKP bu açıdan sol partilere ders verir nitelikte taşra örgütlerinde yenilikler yapmaktadır. Teşkilatlarını sürekli yenileyerek yeni isimleri de partinin yöneticisi yaparak bir çeşit onura ediyor. Daha önce partisinde yöneticilik yapmış olan bir insan “Ben de bu partide ilçe başkanlığı yaptım. Ben eski ilçe yönetiminden” diyebiliyor. Partisine daha fazla sahipleniyor. Yeni yöneticinin arkasında duruyor. Deneyimlerini ona da aktarıyor. Yönetimde görev yapmış olan her bireyin ayrı ayrı bireysel taraftarının olduğunu düşündüğümüzde bütün bu genişleyen çerçeve içerisinde insanlar seçimlerde oy olarak bu partiyi destekliyor. Peki sosyal demokrat partilerde ve sosyalist partilerde durum böyle mi? Benim gördüğüm kadarıyla “hayır”. Sol partilerde ne yazık ki herkes “en iyi ben bilirim, ben yoksam bu partiye desteğim de yok” anlayışında. Hatta sırf bu yüzden sürekli bölünüp küçülmekteler. Küçük olsun benim olsun anlayışı solun en belirgin hastalığı haline geldi. Futbolda bile bir takım üst üste birkaç maç kaybedince yönetim ve teknik kadro değişikliği yapıldığı halde siyasette neden aynı kadrolar koltuğa yapışık kalır bunu anlamak mümkün değildir. Amerika kıtasını yeniden keşfetmeye gerek yok. En azından rakibini izle, bak ne yapıyor, nasıl bir örgütlenme gerçekleştiriyor diye. Gerçi biz söyleyip, biz dinliyoruz ya… Yine de belki yazdıklarımız birilerinin gözüne ilişir, birilerinin kulağına ulaşır.
Esen kalın. |


