MUSTAFA KEMAL; öğrencilik yıllarında çalışkan olduğu bilinmektedir. Fen bilimleri, tarih, sosyal bilimler, matematikte başarılı bir öğrenci idi. Matematik akıl ve mantık kurallarından doğan bir bilim yöntemidir. Bu nedenle O’na matematik bilgisi yol gösterici olmuştur.
Askeri lisede öğrenci iken yabancı dil öğrenmeye önem verdi. Fransızcayı oldukça ileri düzeyde öğrendi. Öğrenimi sırasında memleketin içinde bulunduğu siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel durumunu yakından takip ediyordu. Harp okulunda askerliğin gerçek koşullarını tanımaya başladı.
Mustafa Kemal öğrendiği Fransızcanın yardımı ile değişik konularda birçok eser okudu. Batıdaki iki yüz yıllık aydınlanma sürecinin sentezini yaparak Cumhuriyet rejimine ulaştı.
Bu sentezi de daha askeri liseden itibaren yapıtlarını ezberlediği, düşünürlere dayandırdı.
Montesquieu’yu okudu;
“Bir rejiminde halkın adalete inanmaz noktaya varmasının, o rejimin mahkûm olması” anlamına geldiğini söyleyen Montesquieu’yu güçler ayrılığı (Yasama, Yürütme, Yargı) temellerinin atıldığı
“ Kanunların ruhu” adlı kitabında, “Despotik iktidar aslında yasalara göre değil, kendi irade ve tutkularına göre yönetirler. Bunu önlemek için gücün gücü, iktidarı durdurması gerekli” diyen Montesquie’i.
Volteire’i okudu;
Tanrıya inanan ama hurafeleri insanlığın önünde en büyük engel gören, “insan özgür yaratıldıysa kendi kendini yönetmek zorunda, insan zorbaların yönetimi altındaysa, onları devirmek zorunda” diyen Valtaire’i
Diderot’yu okudu;
“Kölelikten beter bir şey var. O da köleden geçilmeyen bir yere özgür insanların diyarı demek” diye aydınlanmanın halk kitlerine inmesini sağlayan ansiklopedinin yazarı Dederot’yu.
Jean-Jacques Rousseau’yu okudu;
“Kral, sultan, prens…. Bunlar egemenliğin ortağı değiller. Millet istediği zaman onlara kapıyı gösterebilir. Kendilerine yol verilince bir şey iddia etmeye hakları olamaz” diyerek monarşilerin devrilmesine meşrutiyet kazandıran Rousseau’yu daha önemlisi Türkiye Cumhuriyet’inin temeli olan “ egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur” sözünün sahibi Rousseau’yu okudu.
Mirabeau’yu okudu;
Fransız ihtilalin ateşli hatibi Miriabeau’nun nutuklarını okudu. “İnsanlığın en güzel görevi adaleti sağlamaktır” diyen Mirabeau’yu.
Maxsimilien Robespierre’i okudu;
Fransız ihtilalın beyinlerinden Robespierre; “hükümetlerin en soysuzu, halkın kör inançlarından, alışkanlıklarından ve eski eğitime bağlılıklarında destek bulurlar. Zorbalık özgürlükten kuşkulanır. Belirtilerinden ürken insanların kafasını öyle bozar ki, insanlar zorbalığa tapar hala gelir” diyen Robespierre’i .
Stuart Mill’i okudu;
İskoç fizolof ve iktisatçı Mill’i ; “ kadınlar kölelerden daha köle, çünkü kölelik kurumu gücü ve şiddete dayanırken kadının ruhu köleleştirildi” Eğitimle, sistemin içselleştirilmesi ile kadın, hayattaki tek amacının kendini bir erkeğe beğendirmek olduğu eşitliğini savunan kadınlara seçme ve seçilme hakkı isteyen Mill’i okudu.
Ziya Gökalp’ı okudu;
“Türk milletinin bağımsız, modern yaşam seviyesine yükselten, lider toplum olmalı” diyen ziya Gökalp’ın Türkçülüğün Esaslarını okudu.
Bütün bu kilometre taşları, daha birçok konuları içeren eserler Mustafa Kemal’i Mustafa Kemal yaptı.
O da; okur-yazar yok denecek kadar az, Feodaliteden kurtulmamış, Rönesans, Reform, Aydınlanma, Sanayi devrimi sürecini yaşamamış, sınıf katmanları oluşmamış, kültürel değerleri farklı olan bir halkı, yüzyılları yıllara sığdırarak ve devrim yoluyla yoğunlaşma momentini yakalayarak demokrasiye ulaştı.
“Çağdaşlaşmak, cumhuriyetin ilanı, demokrasinin gereği olan siyasi partilerin kurulması, inkılabı gelişimi, devlet ve toplum kurumlarının laikleşmesi, eğitimi ve kültür alanında devrim hareketleri, toplumsal yaşayışın düzenlenmesi, ekonomik alanda gelişmeleri gerçekleştirdi.
Kavgası, akılcı-demokrat insan yaratma kavgasıdır.


