Zamanından beridir yanlış biliriz: bir ülke okul yaparak, eğitimi iyileştirerek kalkınmaz. Eğer böyle olsaydı Abdülhamit döneminde açılan okullar hangi dönemde açıldı. O dönemde verilen kaliteli eğitim hangi dönemde verildi. Peki sonuç bir sanayi devrimi mi oldu? Sadece o okullarda yetişen kişiler Abdülhamit'i tahtından indirdi!
Ülkemizde her zaman okul açmak bir kalkınma hamlesi olarak anlatıldı, anlatılıyor da. Unutmayalım, bir ülke fabrikalarıyla, yaptığı üretimle kalkınır. Okullar, ülke insanının eğitildiği, meslek sahibi yapıldığı ve ülkenin kalkınma lokomotifi olan fabrikalarda, üretim tesislerinde görev alacak şekilde eğitildikleri yerlerdir. Şüphesiz ki okullar çok çok önemlidirler ama ülke kalkınmasının yolu okullardan değil fabrikalardan geçer!
Zaten öğrenciler bir üretici sınıf değil tüketici sınıftır. Öğrenim hayatına devam eden kişi üretim alanında bulunmadığı gibi başlıbaşına da bir tüketicidir.
Peki bizde ne oluyor?
Her okul açılışı kalkınıyoruz nidalarıyla başlıyor. Okullarda okuyacak öğrencilerin mezun olduktan sonra çalışacakları, emek ve bilgi üretecekleri üretim yerleri olmadan okul yapmak, kalkınma hamlesi sayılıyor. Yine tekrar ediyorum: Okullar bir ülkenin can damarlarıdır. O ülkenin kaderidir. Bir ülkede herkes eğitimli olmalıdır. Ama o ülkenin kalkınma yolu fabrikalardan geçer! Bunun içindir ki Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Mustafa Kemal Atatürk sadece okul açmakla kalmadı, aynı zamanda onlarca fabrika yaptırttı ve üretime geçirtti. Kalkınma anlayışı ile bu ülkede aşı fabrikası Sivas'ta daha 1921 yılında TBMM kararıyla kuruldu. Bugünlerde birçoğu özelleştirilmiş kuruluşların hepsi o yıllarda bu anlayış doğrultusunda kurulmuştu. Oysa bugün sadece okul yapmak kalkınma hamlesi olarak görülebiliyor.
Ne olmalı?
Türkiye'de çok sayıda üniversite var. Bu üniversiteler her sene yüzbinlerce mezun veriyor. Bu mezunlar mesleklerini iş hayatında öğreniyorlar. Okullar bir ders geçme merkezi olarak görülüyor. Bu durum üniversiteden mezun olmuş meslek sahibi kişilerin iş ve bilgi kalitesini de şüphede bırakıyor.
Üniversiteler lise anlayışı ile öğretime devam etmemelidirler. Akademik hayatın anlayışı üniversitelerimize yansımalıdır.
Öneri şu: Üniversiteler sanayi kuruşları ile ortak çalışmalıdır. Öğrenciler bu projelerde çalışmalı ve çalıştıkları projelere destek veren kuruluşun bünyesi altında istihdam edilmesi teşvik edilmelidir. Bu sayede tüketici olan öğrenciler üretici pozisyonuna geçirilmiş ve mesleki eğitimleri uygulamalı olarak devam ettirilmiş olacaktır.
Sanayi kuruluşları özellikle arge konularında üniversiteler ile uyumlu çalışmalar yapmalıdır. Üniversiteler ve sanayi kuruluşları da bu şekilde birbirlerinin imkanlarından yararlanma imkanı bulacaktır. Bunun yanında akademik çalışmalar yapılarak geleceğin teknolojileri de araştırmalıdır.
Bu anlayış kalkınmaya okulların da katkıda bulunmasını sağlayacaktır. Kalkınmanın sanayi temelli olduğunu söyledik. Üniversitelerin katkısı özellikle araştırma ve geliştirme konularında yadsınamayacaktır.
Son not:
Özellikle gelişmiş ülkeler sonra yıllarda hizmet sektörüne ağırlık vermektedir. Bizde de turizmin gelişmesiyle birlikte bu anlayış yerini sağlamlaştırdı. Ağır sanayi ve üretim sektörü gözden kaçırılmamalıdır. Özellikle üniversitelerin üretime yapacağı katkı asla gözden kaçırılmamalıdır.
Zamanından beridir yanlış biliriz: bir ülke okul yaparak, eğitimi iyileştirerek kalkınmaz. Eğer böyle olsaydı Abdülhamit döneminde
açılan okullar hangi dönemde açıldı. O dönemde verilen kaliteli eğitim hangi dönemde verildi. Peki sonuç bir sanayi devrimi mi oldu? Sadece o okullarda yetişen kişiler Abdülhamit'i tahtından indirdi!
Ülkemizde her zaman okul açmak bir kalkınma hamlesi olarak anlatıldı, anlatılıyor da. Unutmayalım, bir ülke fabrikalarıyla,
yaptığı üretimle kalkınır. Okullar, ülke insanının eğitildiği, meslek sahibi yapıldığı ve ülkenin kalkınma lokomotifi olan fabrikalarda, üretim tesislerinde görev alacak şekilde eğitildikleri yerlerdir. Şüphesiz ki okullar çok çok önemlidirler ama ülke kalkınmasının
yolu okullardan değil fabrikalardan geçer!
Zaten öğrenciler bir üretici sınıf değil tüketici sınıftır. Öğrenim hayatına devam eden kişi üretim alanında bulunmadığı gibi başlıbaşına da bir tüketicidir.
Peki bizde ne oluyor?
Her okul açılışı kalkıyoruz nidalarıyla başlıyor. Okullarda okuyacak öğrencilerin mezun olduktan sonra çalışacakları, emek ve bilgi üretecekleri üretim yerleri olmadan okul yapmak kalkınma hamlesi sayılıyor. Yine tekrar ediyorum: Okullar bir ülkenin can damarlarıdır. O ülkenin kaderidir. Bir ülkede herkes eğitimli olmalıdır. Ama o ülkenin kalkınma yolu fabrikalardan geçer! Bunun içindir ki Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Mustafa Kemal Atatürk sadece okul açmakla kalmadı aynı zamanda onlarca fabrika yaptırttı ve üretime geçirtti. Kalkınma anlayışı ile bu ülkede aşı fabrikası Sivas'ta daha 1921 yılında TBMM kararıyla kuruldu. Bugünlerde birçoğu özelleştirilmiş kuruluşların hepsi o yıllarda bu anlayış doğrultusunda kurulmuştu. Oysa bugün sadece okul yapmak kalkınma hamlesi olarak görülebiliyor.
Ne olmalı?
Türkiye'de çok sayıda üniversite var. Bu üniversiteler her sene yüzbinlerce mezun veriyor. Bu mezunlar mesleklerini iş hayatında öğreniyorlar. Okullar bir ders geçme merkezi olarak görülüyor. Bu durum üniversiteden mezun olmuş meslek sahibi kişilerin iş ve bilgi kalitesini de şüphede bırakıyor.
Üniversiteler lise anlayışı ile öğretime devam etmemelidirler. Akademik hayatın anlayışı üniversitelerimize yansımalıdır.
Öneri şu: Üniversiteler sanayi kuruşları ile ortak çalışmalıdır. Öğrenciler bu projelerde çalışmalı ve çalıştıkları projelere destek veren kuruluşun bünyesi altında istihdam edilmesi teşvik edilmelidir. Bu sayede tüketici olan öğrenciler üretici pozisyonuna geçirilmiş ve mesleki eğitimleri uygulamalı olarak devam ettirilmiş olacaktır.
Sanayi kuruluşları özellikle arge konularında üniversiteler ile uyumlu çalışmalar yapmalıdır. Üniversiteler ve sanayi kuruluşları da bu şekilde birbirlerinin imkanlarından yararlanma imkanı bulacaktır. Bunun yanında akademik çalışmalar yapılarak geleceğin teknolojileri de araştırmalıdır.
Bu anlayış kalkınmaya okulların da katkıda bulunmasını sağlayacaktır. Kalkınmanın sanayi temelli olduğunu söyledik. Üniversitelerin katkısı özellikle araştırma ve geliştirme konularında yadsınamayacaktır.
Son not:
Özellikle gelişmiş ülkeler sonra yıllarda hizmet sektörüne ağırlık vermektedir. Bizde de turizmin gelişmesiyle birlikte bu anlayış yerini sağlamlaştırdı. Ağır sanayi ve üretim sektörü gözden kaçırılmamalıdır. Özellikle üniversitelerin üretime yapacağı katkı hiç gözden kaçırılmamalıdır.
Zamanından beridir yanlış biliriz: bir ülke okul yaparak, eğitimi iyileştirerek kalkınmaz. Eğer böyle olsaydı Abdülhamit döneminde
açılan okullar hangi dönemde açıldı. O dönemde verilen kaliteli eğitim hangi dönemde verildi. Peki sonuç bir sanayi devrimi mi oldu? Sadece o okullarda yetişen kişiler Abdülhamit'i tahtından indirdi!
Ülkemizde her zaman okul açmak bir kalkınma hamlesi olarak anlatıldı, anlatılıyor da. Unutmayalım, bir ülke fabrikalarıyla,
yaptığı üretimle kalkınır. Okullar, ülke insanının eğitildiği, meslek sahibi yapıldığı ve ülkenin kalkınma lokomotifi olan fabrikalarda, üretim tesislerinde görev alacak şekilde eğitildikleri yerlerdir. Şüphesiz ki okullar çok çok önemlidirler ama ülke kalkınmasının
yolu okullardan değil fabrikalardan geçer!
Zaten öğrenciler bir üretici sınıf değil tüketici sınıftır. Öğrenim hayatına devam eden kişi üretim alanında bulunmadığı gibi başlıbaşına da bir tüketicidir.
Peki bizde ne oluyor?
Her okul açılışı kalkıyoruz nidalarıyla başlıyor. Okullarda okuyacak öğrencilerin mezun olduktan sonra çalışacakları, emek ve bilgi üretecekleri üretim yerleri olmadan okul yapmak kalkınma hamlesi sayılıyor. Yine tekrar ediyorum: Okullar bir ülkenin can damarlarıdır. O ülkenin kaderidir. Bir ülkede herkes eğitimli olmalıdır. Ama o ülkenin kalkınma yolu fabrikalardan geçer! Bunun içindir ki Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Mustafa Kemal Atatürk sadece okul açmakla kalmadı aynı zamanda onlarca fabrika yaptırttı ve üretime geçirtti. Kalkınma anlayışı ile bu ülkede aşı fabrikası Sivas'ta daha 1921 yılında TBMM kararıyla kuruldu. Bugünlerde birçoğu özelleştirilmiş kuruluşların hepsi o yıllarda bu anlayış doğrultusunda kurulmuştu. Oysa bugün sadece okul yapmak kalkınma hamlesi olarak görülebiliyor.
Ne olmalı?
Türkiye'de çok sayıda üniversite var. Bu üniversiteler her sene yüzbinlerce mezun veriyor. Bu mezunlar mesleklerini iş hayatında öğreniyorlar. Okullar bir ders geçme merkezi olarak görülüyor. Bu durum üniversiteden mezun olmuş meslek sahibi kişilerin iş ve bilgi kalitesini de şüphede bırakıyor.
Üniversiteler lise anlayışı ile öğretime devam etmemelidirler. Akademik hayatın anlayışı üniversitelerimize yansımalıdır.
Öneri şu: Üniversiteler sanayi kuruşları ile ortak çalışmalıdır. Öğrenciler bu projelerde çalışmalı ve çalıştıkları projelere destek veren kuruluşun bünyesi altında istihdam edilmesi teşvik edilmelidir. Bu sayede tüketici olan öğrenciler üretici pozisyonuna geçirilmiş ve mesleki eğitimleri uygulamalı olarak devam ettirilmiş olacaktır.
Sanayi kuruluşları özellikle arge konularında üniversiteler ile uyumlu çalışmalar yapmalıdır. Üniversiteler ve sanayi kuruluşları da bu şekilde birbirlerinin imkanlarından yararlanma imkanı bulacaktır. Bunun yanında akademik çalışmalar yapılarak geleceğin teknolojileri de araştırmalıdır.
Bu anlayış kalkınmaya okulların da katkıda bulunmasını sağlayacaktır. Kalkınmanın sanayi temelli olduğunu söyledik. Üniversitelerin katkısı özellikle araştırma ve geliştirme konularında yadsınamayacaktır.
Son not:
Özellikle gelişmiş ülkeler sonra yıllarda hizmet sektörüne ağırlık vermektedir. Bizde de turizmin gelişmesiyle birlikte bu anlayış yerini sağlamlaştırdı. Ağır sanayi ve üretim sektörü gözden kaçırılmamalıdır. Özellikle üniversitelerin üretime yapacağı katkı hiç gözden kaçırılmamalıdır.


