2007 seçimlerine az bir zaman kalmıştı. Türkiye’nin her yerinde açılışlar yapılıyordu. Türkiye’nin sanayi ülkesi olacağından, artık tüketen değil aynı zamanda da üreten olunacağı söylemleri dile getiriliyordu. Birçok organize sanayi bölgesinin temelleri atılıyor ve buralarda yapılacak üretimin ülkeye sağlayacağı katma değerler ballandırıla ballandırıla anlatılıyordu.
O gün temelleri atılan organize sanayi bölgelerinden hiçbirisi açılmadı. Temeli atılan organize sanayi bölgeleri, yüzde onu ya da yirmisi bitmiş bir şekilde hala inşaat halinde duruyor. O söylemlerin hepsi seçim yatırımı olarak kaldı.
Gelelim bugüne…
2011 seçimlerinin öncesinden başlayan yerli otomotiv ve yerli uçak söylemleri dile getirilmeye başlanıldığından itibaren 2007 seçim dönemini anımsattı.
Tübitak’tan başka teknoloji üreten kurumu olmayan bir ülkede en basit elektronik cihazlar bile yurtdışından alınırken, bu elektronik cihazları üretecek olan firmalar hala ülkemizde mevcut değilken “uçağımızı yapacağız” söylemleri şimdiden seçim yatırımı olarak kalmaya mahkûmdur.
Eğer ki “uçağımızı yapacağız” fikrinin temelinde yabancı sermayeli firmalar ile ortaklıklar yapılması hedefleniyor ise işte o zaman küresel sermayenin kölesi olur, üreten değil ucuz işçiliğin merkezi oluruz.
Biz uçağımızı öz sermayemiz ile üretmeye kalkarsak da tek yapılacak iş; gerekli olan parçaların yurtdışından satın alınması ve kurulacak tesislerde bu parçaların montaj işçiliğinin yapılması olacaktır. Aynen bugün otomotiv ve elektronik sanayinde olduğu gibi montaj işçiliği yaparız. Aynen bugün olduğu gibi bütün yazılım ve elektronik parçalarını yurtdışından temin eder sonra da “üretim yapıyoruz” der dururuz.
İşsizliği azaltmak için yabancı sermayenin ülkemize gelmesine alkış tutanlar, ‘üretmek’ kavramının içini boşaltarak üretim söylemini ortaya atanlar işte bu “uçağımızı yapacağız” diyenler değil miydi?
Üretim yapmak en temel yapı elemanlarından başlar. Daha sonrasında bu temel elemanları kullanarak basit sistemler ortaya çıkar. Bu sistemlerle daha karmaşık araçlar ortaya çıkarılır. Kısacası aşağıdan yukarıya doğru sistemi kurar işletirsiniz. Almanya’nın vb. sanayi ülkelerinin başarısının altında bu gerçek yatmaktadır. Peki, bizim ülkemizde gelişen süreç böyle mi oluyor? Yoksa her söylemin altında oy arayışı mı var? Ne dersiniz?
