Sorunun savaşla değil, barışla çözülebileceğini savunduğumuzu bilirler.
MUHALEFET ve BARIŞ SÜRECİ
Şu bir gerçek ki, bu ülkede 30 yılı aşkın süreden beri adı konulmamış bir savaş yaşanmaktadır. Hepimizin bu savaştan canı yandı. Ülkemizin önemli bir maddi kaynağı bu çirkin savaşta heder oldu.
Bu köşenin okurları bizim hep barış telkin ettiğimizi bilirler. Sorunun savaşla değil, barışla çözülebileceğini savunduğumuzu bilirler.
Ancak, barış ve barışa giden süreç şu anda AK-BDP'nin yaptığı gibi gizli kapılar arkasında, terör örgütü liderinin ve onu besleyen uluslararası emperyalist güçlerin empoze ettiği şekilde olmamalı.
Barışın tarafları sadece PKK-BDP ve AKP olamaz. Olmamalı da. AKP ve BDP böylesine önemli bir konuda meclis çoğunluğuna dayanarak aralarında geliştirdikleri ikili verkaçla çözüm üretemezler. Zira, üretmek istedikleri çözüm değil, çözümsüzlük olur.
Neden mi?
Öncelikle bu iki parti de ülkenin anayasal düzenini bozmaya veya üniter devlet yapısını değiştirmeye yönelik tutum ve davranışları nedeniyle anayasa mahkemesi tarafından defalarca kapatılmış, yani sicilleri pek de temiz olmayan partilerdir.
Birisi "Kemalist devlet yıkılacak elbet" diye slogan atan bir geçmişe sahip. "Bu devlet düzeni yıkılacak ama kanlı mı kansız mı" diyen bu insanlardan yeni anayasa yapması ve barış sürecinde tek seçici olması nasıl beklenebilir?
Sürecin diğer ayağında ise yine bu ülkenin üniter yapısını terör örgütü kurarak değiştirmek suçlamasıyla defalarca kapatılmış olan bir zihniyet. Şimdi bu iki sabıkalı zihniyet güya ülkede barış sürecini almış götürüyorlar.
Bir diğer husus da bu iki partinin toplam oy yüzdesinin % 60 olduğunu varsaysak bile, geri kalan % 40 lık kesimin ülke sorunlarının çözümüne dönük düşüncesinin kesinlikle bu iki partiden farklı olduğu yönündedir.
Yani böylesi hayati bir konu sadece AKP ve BDP'nin inisiyatifine terk edilemez.
Peki öyleyse bu iki kesim dışındaki %40'lık kesim, yani CHP, MHP ve diğer kesimler çözüm sürecinde neredeler?
O kesimler süreçte hiç yok. Çünkü; hem BDP, hem de AKP çözüm sürecinde muhalefeti devre dışı bırakmak istiyor. Çünkü:
AKP'de (özellikle sayın başbakan için) hedef başkanlık. Tayyip Bey'i başkanlığa götürecek yolda AKP için her yol mubah. Ülkenin demokratikleşmesi, hak ve özgürlükler, özellikle emek ve emekçilerin istemleri onları fazlaca ilgilendirmiyor. Eğer aksi bir düşünceyi taşıyor olsalardı emekçi kesimi taşeronlaştırmaz, sendikaların onca taleplerine, emeklilerin perişanlığına duyarsız kalmazlardı.
AKP süreçte muhalefete yer vermek istemiyor. Çünkü, "Milli Görüş" hareketinden beri özlediği, arzuladığı laik demokratik sistem yerine dini esaslara dayalı bir devlet nizamını kademe kademe hâkim kılma arzusu için Doğu ve Güneydoğu halkının cemaatçi anlayışına gereksinimi vardır.
BDP açısından ise olay daha belirgin. Onlar bağımsız veya özerk bir Kürdistan hayali peşindeler. Onlar için de demokrasi, hak ve özellikle emekçi kesimin hak ve talepleri pek o kadar önemli değil. Zira bu zamana değin işçi sınıfı veya köylülük üzerine elle tutulur istemlerini görmedik.
Hal böyle olunca, birisi arzuladığı başkanlık ve şeriata giden yolu kendisine açmak, diğeri ise özerk veya bağımsız Kürdistan hayalini gerçekleştirmek amacıyla asgari müştereklerde birleşmiş durumdadırlar.
Ya diğer partiler, Yani CHP ve MHP?
Onlar öylesine alabora olmuş durumdalar ki ne yapacaklarını, nasıl yer tutacaklarını, nerede yer almaları gerektiğini dahi şu anda kestiremiyorlar.
Çünkü bu kirli savaşın durmasını herkesten çok isteyen kesim bu kesim. Ancak bu kesim hem başkanlık sistemine, hem ülkenin dini esaslara dayalı bir hukuk sistemine yönlendirilmesine, hem de ülkenin üniter yapısının tartışılır olmasına karşı duyarlılıkları olan kesim.
Şimdi bu kesim iki arada bir derede kalmış durumda. Bu geliştirilen, gittikçe de olgunlaştırılan SÜRECE karşı çıksalar, AKP kanadı ve özellikle Sayın Başbakan basacak yaygarayı; "bakın işte biz yıllardır süren savaşı, akan kanı sonlandırmak istiyoruz, ama bunlar karşı çıkıyorlar" diyecek.
BDP kanadı aynı gerekçelerle özellikle o bölgede CHP ve MHP'yi "barış istememekle" suçlayacak.
Bu durum AKP'nin tıpkı anayasa referandumunda aynı paket içerisine hem 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasını (!), hem de yüksek yargı organlarıyla ilgili yapılan değişiklik paketini koyup oylamaya sunması gibi...
Ancak hep merak ettiğim bir şey var. AKP'ye Güneydoğu Anadolu Bölgesi dışında oy veren seçmen, yani AKP'nin asıl seçmen kitlesi bu olup bitenlere nasıl göz yumuyor? Yani bu seçmen kitlesi BAŞKANLIK SİSTEMİNİ gerçekten istiyor mu? Yine AKP'nin bu bölge dışındaki seçmeni bu ülkenin bölünmesinin önünü açacak olan bu hareketleri gerçekten benimsiyor mu? Yani Çanakkale Zaferi'nin yıldönümünü kutladığımız bu günlerde bu ülkenin topraklarının göz göre göre bölünmesini içine nasıl sindirecek?
Bir başka mesele de BDP'nin bölgenin tümünü temsil edip edemeyeceğidir. Yani Kürt halkının tümü acaba BDP gibi mi düşünüyor?
Türk toplumunun % 40' dan fazlasının tasvip etmeyeceği oy çoğunluğuna dayanarak yapılan bir düzenlemenin ileride telafisi daha da güç olaylara yol açacağı aşikardır.
Esen kalın.
20.03.2013
Mümtaz TEMİZ
mumtaz.tem@hotmail.com