Dervişoğlu'nun konuşmasından satır araları şöyle:
" Değerli dava arkadaşlarım; Nasıl ki, tohumu ektiğinizde, bir fidanı diktiğinizde artık, aklınız oradadır!
"Rüzgâr eğdi mi?" diye, gelip gidip bakarsınız! "Don vurdu mu?" diye, endişe edip sorarsınız! "Suyu yetti mi?", "Kökü tuttu mu?" diye düşünürsünüz! Çünkü o tohum, o fidan, hem ekmektir hem de rızıktır. Hem emektir hem de candır." Hem dününüz hem de yarınınızdır. Biliyorsunuz ki, bizim de sizlerle birlikte diktiğimiz bir fidan var! O fidan, yağmurlar, boranlar, fırtınalar görmüş fakat daima kuvvetlenmiş ve canlılığını hiç yitirmemiştir.
O fidan, geride bıraktığımız 8 yılda Türk milletinin ve devletinin kayıtsız şartsız sigortası olmuştur. O fidan artık, yarınlarımızın umudu olan ulu bir çınarıdır. O fidan, bugün çatısı altında gururla bulunduğumuz "biz varız" dememizin vesilesi İYİ Parti'dir"

'VAKİT SON KALENİN YÜKSELME VAKTİDİR'
Artık vakit bu kaleden yurdu kucaklamanın, sathı, bütün vatan bilmenin vaktidir. Vakit, son ocağın, son kalenin yükselme vaktidir. O gün diktiğimiz fidanımızı, kurutmadık, kök saldı, gözümüz gibi baktık; boy verdi. Artık vakti geldi. Vakit, ulu bir ağaç olma vaktidir. Vakit, iyilerin vaktidir. Vakit bu kaleden yurdu kucaklamanın, sathı, bütün vatan bilmenin vaktidir. Son ocağın, son kalenin yükselme vaktidir."
'İYİ PARTİ'Yİ ADALETİN TÜKENDİĞİ EŞİKTE KURDUK'
Aziz dava arkadaşlarım, İYİ Parti'mizi, adalet ve eşitliğin oluk oluk tükendiği bir eşikte kurmuştuk. Keyfiliğe, şahsiliğe ve otoriterliğe karşı, milli ve cumhuriyetçi bir refleks olarak ortaya çıktık. İYİ Parti olarak, Türk milleti tarafından, Türk milleti için bu kötü gidişata dur demek için kurulduk. Gelinen noktada, dünya, bir otoriterlik ve keyfilik açmazının pençesindedir. Bir tarafta, Latin Amerika'da, Rusya'da, Uzak Asya'da yaşananlar... Öte tarafta ise, 25 yıldır millet ve devlet bağları aşındırılan, kimlik çatışmalarıyla dengesi bozulan Ortadoğu vardır. Çünkü, büyük emperyal güçler, "Dışarıdan meşruiyet aşılayarak, kendilerine bağımlı, "iktidarlar" yarattılar!"
'İSRAİL İÇİN MINTIKA TEMİZLİĞİ'
Sözde "iç cepheyi güçlendirmek" adı altında yürütülen siyasetin, sonuçlarına bakın. Bir değil, iki değil, defalarca aynı şeyleri, aynı ajanda içinde, aynı taahhütler ve tavizlerle yerine getirip, farklı sonuçlar elde ettiklerine inanmamızı istediler. birinci çözüm süreci buydu. Suriye siyasetleri buydu. 15 Temmuz'la sonuçlanan rezalet buydu. Şimdilerde kurdukları İmralı ittifakı ile yürütülen, komisyonculuk projesi de aynıdır. Geldiğimiz noktada, dış politikada ne olmuştur? Lafta İsrail aleyhtarlığı, pratikte ise İsrail için yürütülen bölgesel mıntıka temizliğinde her zaman en önde koşmuşlardır. Bugün İsrail'in etrafındaki ülkelere ne olduğuna bakın, Akdeniz'deki gelişmelere, bir zamanlar mavi vatan diye propaganda yaptıkları sularda kurulan ittifaklara bakın. Daha beteri var. Burnumuzun dibinde, tam 11 sene boyunca besleyip, büyütülen Suriye PKK'sına bakın. 11 sene diyorum. 14 yıllık iç savaşın, 11 yılında eğitildiler, donatıldılar, militan kazandılar.
'BİR SABAH UYANDILAR PKK'YI AFFEDELİM'
İktidarsa, kılını kıpırdatmadığı gibi, ilerde yapılması muhtemel karşı hamlelere de engel olmayı görev bildi. Sonuç: Suriye'de YPG varmış, bunlar da aslında PKK'lıymış. Bak sen. Ne büyük strateji dehalarımız var ya Rabbi. Ne büyük devlet adamlarımız var. Peki bu arada ülkemizde neler yaşandı? Belki soruyu, "neler yaşanmadı ki" diye bakmak lazım. Hukuk kalmadı. Yargı araçsallaştırıldı. Anayasa defaatle askıya alındı. Kurumlar çöktü. Siyaset yapılamaz hale geldi. Her eşikte başka bir toplumsal grup terörist ilan edildi. Ekonomi zaten tarumar oldu. İşsizlik, kadere dönüştü. Peşkeş çekilmeyen su, orman, kıyı kalmadı. Doğum oranları dipte, sınırlar kevgir. Gençlerimizi uyuşturucu, fuhuş ve kumar çetelerine kurban veriyoruz. İnsanı, insan yerine koymak şuurundan uzak kadroların elinde en temel özgürlüklerin, İnsan haklarının, canına okundu. Cezaevleri, okuyan, düşünen, genç yaşlı herkesin buluşma noktası oldu. Akıl ve vicdan, Türkiye'nin ruhu, polis jopuyla, yargının çekici arasında un ufak edildi. 200 senelik demokratik mücadelemizden, geriye doğru, ne kadar mümkünse o kadar adım attılar. Biz Cumhuriyetsiz, Cumhuriyet de sahipsiz kaldı. Ve bir gün, bir sabah uyandılar ve dediler ki, PKK'yı affedelim. Öcalan aslında iyi adamdır. Kürtlerin de tek temsilcisidir. Bir de biz yeni fark ettik ama İsrail, PYD ile hareket edebilir. Bak sen.
'BUNUNLA OYALANIN DEDİLER'
Bir de şu Anayasa'da Türk tanımı var ya, Türkçe eğitim, üniter devlet ve Cumhuriyet ilkeleri... Siz şimdi bunları bir tartışın, biz iktidarımızı ebedi hale getirmenin yollarını bulana kadar, bu tuzağın içinde oyalanın dediler. Alkış tutanlara, el uzatanlara, ıslık çalanlara inat, biz ilk günden beri aynı şeyi söyledik.
' MİLLİ İRADEYİ GASP EDİP, SARAYINIZA HAPSETTİNİZ"
Bu ülkede bir Cumhuriyet sorunu var, çünkü siz, onu perişan ettiniz. Bu ülkede yurttaş eşitliği sorunu var. Çünkü siz, eşitlikten değil, ayrımcılıktan beslenmektesiniz. Bu ülkede hukuk sorunu var. Çünkü siz milli iradeyi gasp edip, sarayınıza hapsettiniz. Gazi Meclisi bypass ettiniz. Ve bunların hiçbiri, sizin Türkiye'yi kimlikte Lübnanlaştırma, idarede Iraklaştırma, güvenlikte, Latin Amerikalaştırma, diplomaside ise İranlaştırma ajandanızdan bağımsız değil. Bütün bunlar, sizin ergenlik hurafelerinizden kurtulamamış o çürük ideolojinizi, bir türlü bastıramamanızdan, zaaf ve zayıflıklarınızla birlikte, emperyalizme rehin etmenizden başka bir şey değil. İYİ Parti için ise; içerideki ve dışarıdaki gelişmeler, Türk milletini ve Türkiye Cumhuriyeti'ni hedef almışken, susmak, oturmak, korkmak mümkün değildir. Gazi Mustafa Kemal'in bir asır önce tevdi ettiği o vazifeyi, "O birinci vazifeyi", yerine getirmek asli sorumluluğumuzdur. Cumhuriyetin ve milletin bütünlüğünü fikren ve hukuken muhafaza edeceğiz. Bu uğurda ödenecek her bedel de boynumuzun borcudur.
Biz eşitlik dedik. Yurttaş eşitliği dedik. Kurucusuna ve kurucu değerlerine layık bir Cumhuriyet olalım dedik. Olması gerektiği gibi bir Cumhuriyet, kimsenin torpil peşinde koşmadığı bir adalet, vatandaşın bayat ürün kuyruklarında gururunu çiğnetmediği bir ekonomi istedik. Ve Kürtlere de Alevilere de tüm etnik ve dini kimliklere biz yurttaşlıkta, Cumhuriyet'te birleşelim dedik. Ayrıcalık değil, imtiyaz değil, onurlu fertlerin Türkiye'sini istiyoruz dedik. Türkiye büyük bir ülkedir. Hürriyeti de Cumhuriyeti de demokrasiyi de bağımsızlığı da insan haklarını da kendisi için kendi gayretiyle, kendi medeniyet ışığıyla taşıyacaktır. Eşitlik, ismimizdir. Hürriyet, karakterimizdir. Cumhuriyet, yeminimizdir, dedik.

"EMEKLİLERİN HALİ İÇİN DE MUKADDERAT DEYİP GEÇİYORLAR"
Çay-simit hesabıyla iktidara gelen Erdoğan'ın, ne çayla ne simitle, ne de bunların lüks hale geldiği memleketle, muhtaç hale getirdiği milleti ile artık alakası yok. Emeklinin pansiyonlarda kalması, terminallerde, garlarda uyuması artık iktidarın meselesi değil. Deprem olduğunda bile, sorumluluklarını kadere sığdırarak kaçan bir iktidar için, emeklilerin hali için de mukadderat deyip geçiyorlar. Komünizmle mücadele derneklerinden gelen, İslamî siyasal geleneğin en büyük partisinin 25 yılın sonunda geldiği nokta olmuştur. Sandık yakındır. Millet, kararlıdır. İYİLER, verilecek göreve hazırdır.
'UTANACAK OLAN SİZ DEĞİLSİNİZ'
Bir yanda yerli-yabancı çeteler, bir yanda uyuşturucu, bir yanda fuhuş, diğer yanda yasadışı bahis ve kumar... İş yok, ev yok. Sokakta, trafikte asayiş yok. Devletin milletine, milletin devletine güveni yok Anayasada yazan haklar, sorumluların gündeminde yok. Özgürlükler, hukuk, adalet yok. İktidarda da utanma duygusu yok. Peki ne var? Tarihin sözde en muhafazakar iktidarının zamanında, tarihin en yoğun ahlaksızlıkları var. Bu ahlaksızlık bedenlerde değil, Kifayetsiz muktedirlerin zihinlerinde yer etmiş. Beytülmalı, gevur malı diye gören, yağmayı kendine hak görenler var. Bu sebeptendir ki, Bireyi, aileyi, milleti ve devleti içine çeken sistematik bir çürüme var. Markete giriyorsunuz. Elinize bir ürün alıyorsunuz. Sonra, fiyatına bakıyorsunuz. Sonra… Sessizce yerine bırakıyorsunuz. Evet raflar dolu. Millet alamadığı için raflar dolu. Bereketin en bereketsiz haliyle dolu. Bu utanılası bir durumdur. Ey milletim... Utanacak olan da siz değilsiniz. Utanacak olan onlardır.
HER SEFERİNDE BU UTANMAZLARIN KULAĞINI ÇINLATIN Kİ. "Çan sesi" gibi çınlasın kulaklarında. Çünkü bunlara o muamele yakışır. Allah muhafaza, dağın başındaki, o görkemli hastanelere giderken, yol parasını, benzin parasını düşünmeyi geçtim. Aklınıza ya MR isterlerse ne yapacağım geliyor. Hadi araya bir adam bulup MR'ı çektirdiniz... İlacı alabilecek miyim? Tahlilleri görecek, "100 hastaya aynı gün bakmak zorunda olan doktora" ulaşabilecek miyim? geliyor. Bebeği küvezde lohusaların, akılları "yenidoğan" çetelerinde… Yapanın yanına kar kaldığı alçaklığı, nefesiniz daralırcasına hissediyorsunuz. Çocuğunuz okula gidecek. Servis, kitap, kırtasiye… Hepsini tek tek hesaplıyorsunuz. "Bunu sonra alırım" , "Bunu idare ederiz", "Şimdilik gerek yok" diyorsunuz. Ve istemeden, tüm geleceğinizi erteliyorsunuz. Vergi geliyor. Harç geliyor. Ceza geliyor. Bitmiyor. Hiçbiri bitmiyor. Misliyle para, misliyle bedel ödeyip, karşılığında maruz kaldığınız, layık görüldüğünüz hayatı yükleniyor, bir de her defasında, her şüphenizde, her itirazınızda, size bunu layık görenlerce azarlandığınız, hatta bir de teröristlikle itham edildiğiniz gerçeği geliyor aklınıza. Sanılmasın ki, maaşlı çalışan bunları yaşarken, esnafı, kobisi, sanayicisi hepsi iktidardan nemalanmaktadır refah içinde yüzmektedir. Tartısında, veresiye defterinde, muhasebe kaydında, ahlakını, vicdanını unutmayan işveren de aynı durumdadır. Sen, kiranı düşünürken, o da sigorta primini düşünmektedir. Sen, pazar alışverişini düşünürken, o da stoğunu düşünmektedir. Sen, yakın akrabandan aldığın altın borcunu öderken, O da banka kredisini ödeme derdindedir. Çünkü ehli namus herkes, bu ahlaksızlık ekonomisinin kurbanıdır. Bazen emekli, bazen memur, bazen işçi, bazen esnaf, fark etmez. İşte bu yüzden, bu yaşadığımız sadece bir ekonomik kriz değildir. Bu bir hayat krizidir. Sen; ay sonunu getirmenin hesabındayken, onlar daha hoyrat daha cüretkar. Daha da hesap vermez hale geliyorlar.
'ARTIK KİMSE İYİ YAŞAMANIN HAYALİNİ KURAMIYOR'
Artık kimse; iyi yaşamanın hayalini kuramıyor. Aman, "Başka bir şey olmasın." Aman, "Yeni bir masraf çıkmasın." Aman, "Bir kriz daha gelmesin." vasatında, hayatı değil dertlerini idame ediyor. Millete diyorlar ki, dünyada ekonomik kriz var, sıkıntılarımızın sebebi bu. Enflasyon birincisi zaten Türkiye savaş halindeki Ukrayna bile bizden iyi. Dünyada kriz varsa, başka yerde enflasyon niye yok? Söyleyeyim, Bu ahlaksızlığın enflasyonudur. Sonucu ise mutsuzluktur. Sağlık ve huzurun yanında mutluluk dilemiyorsa, İnsan neyi amaçlar? Peki bir devlet, Türkiye Cumhuriyeti, "Ne Mutlu Türk'üm diyene" sözünü, Vatandaşlık parolası yapan bir devlet insanının mutluluğunu amaçlamıyorsa neyi amaçlar?
'BU DÜŞMANLIĞINIZIN SEBEBİ NEDİR?
Yav Allah aşkına mesela daha geçen hafta iktidar, bin 500 lira olan, "Yurtdışı İnternet Alışveriş Limitini" Çin ile dış ticaret açığı var diye sıfıra indirdi. Buradan soruyorum bu aklı evvellere; "TOGG" satışı ile aynı döneme denk getirip 2024 yılında Çinli şirketle; "Manisa'da elektrikli otomobil fabrikası kurmaları için protokol yapmadınız mı? 2 yıldır sözleşmeye rağmen, bu Çinli şirket tek bir çivi bile çakmadı. Bunun doğrudan zararı 1.5 Milyar dolar. Dolaylı zararı da misliyle fabrika açacağı vaadi ile vergi muafiyetli araçlarını piyasaya sattırdıkları Çin'le dış ticaret açığını bin 500 lira limitli yurtdışı internet alışverişi ile kapatacaklar. Telefon kılıfı, şarj, toka, kulaklık, kamera, mikrofon. 50 liraya 100 liraya alıp yüzü gülen gençleri ithalatçıların sofrasına meze yapacaklar. Sizin bu düşmanlığınızın sebebi nedir? Nedir ya nedir?
'BU KADAR VERGİ NEREYE GİTTİ'
Dış borç, iktidarları döneminde 100 milyarlarca dolar artmış, Araba almışız, 1'i size, Telefon almışız, 1'i size, Bilgisayar almışız, 1'i size... Ama yetmiyor. Hala da diyor ki, "Her şeyi devletten beklemeyin" 40 çeşit vergi var, kimisi çifter çifter, yahu sen her şeyi milletten bekliyorsun ya... 3 trilyon dolardan fazla vergi topladınız. Cumhuriyet'in birikimlerini özelleştirip sattınız. Emekliye vermeye, asgari ücretliye vermeye, Memura vermeye yetmiyorsa Bu kadar vergi nereye gitti, Bu kadar harç nereye gitti? Milyonlarca emekçinin her birinden gasp edilen, Kime gitti kime?
' EKONOMİ İNSANIN ONURUDUR'
Aziz yol arkadaşlarım, biz bu ülkeyi, "İdare edin" denilen bir ülke olmaktan çıkaracağız. Biz bu ülkeyi, "Şükre" sığınılan bir ülke olmaktan çıkaracağız. Biz bu ülkeyi, "Kader" denilip geçen bir ülke olmaktan çıkaracağız. İnsanların, hesap yapmadan nefes alabildiği, geleceğini planlayabildiği, çocuğuna umutla baktığı bir ülke yapacağız. Emin olun ki, ekonomi, sadece para değildir. Ekonomi, insanın onurudur. Ve insan onurunun bu kadar örselendiği bir yerde, Biz susmayacağız. Türkiye, bir kalkınma seferberliğine İYİ Parti ile hazırlanacak! Kamuya emanet edilen kaynaklar en doğru ve etkin şekilde kullanılacak, Ekonomik tüm riskler yönetilerek, katma değeri yüksek teknoloji odaklı üretim ile Türk insanının girişimciliğine tüm dünya şahit olacak. Size söz... Hesaplı ve kaliteli yaşayan bir Türkiye'yi biz kuracağız. Hür teşebbüsün prangalarını biz çözeceğiz. Alın teriyle kazanan insanlarımız kayıt içi, güvenceli ve güvenli işlerde çalışacak. Türkiye bir üretim ve ihracat üssü olacak. Anadolu, yıldız şehirleri ilke anılacak. Verimlilik ve yenilikçilik esaslı, dünya ile yarışan bir Türkiye'yi birlikte inşa edeceğiz. Hakça kazanacak, adilce bölüşeceğiz. Gelir ve servet dağılımını gözeten, etkin ve verimli yönetilen bir devlet kapasitesini biz vücuda getireceğiz. İnsanımız endişeden de arınacak. Sosyal güvenlik ve yardımlar da "sadaka ekonomisi" girdabından kurtarılacak. Vatandaş devletinden sadaka değil, hakkını alacak hakkını.
'BU ÇARPIK DÜZENİ DEĞİŞTİRMEYE GELECEĞİZ'
Aziz yol arkadaşlarım, bu kürsüden artık şunu açıkça söylemenin zamanıdır. Bu ülkede sorun, yanlışların bilinmemesi değildir. Sorun, doğruların bile isteye yapılmamasıdır. Bu ülkede herkes biliyor ki bu düzen yürümüyor. Bu sistem işlemiyor. Tek dertleri, her seçim arifesine kadar idare etmek. Biz idare etmeye gelmeyeceğiz. Biz bu çarpık düzeni değiştirmeye geleceğiz. Şunu herkes duysun: Bu ülkenin, toprakları verimsiz, insanı tembel değildir. Bu ülke, yanlış yönetildiği için bu haldedir. Bu millet, çalışmadığı için değil, çalıştığı halde karşılığını alamadığı için fakir ve onun için öfkelidir. Bu gençler, vatanını sevmediği için değil, vatanında yer bulamadığı için gitmektedir. Ve biz buna razı değiliz. Biz, devleti şahısların oyuncağı olmaktan çıkaracağız. Hukuku, güçlülerin sopası olmaktan kurtaracağız. Emeği sadaka değil, hak bileceğiz. Biz, itaat edenin değil, hakkını arayanın yanında olacağız. Biz, suskunluğu değil cesareti büyüteceğiz. bir ülkede, eşitsizlikle huzur gelmez. Hukuksuzlukla düzen olmaz. Cumhuriyetsiz bir demokrasi tesis edilemez. Bu düzeni yaratanlar gidecek. Bu çürümüşlüğü normalleştirenler gidecek. Bu millete, "sen çekeceksin" diyenler, çekip gidecek. Kardeşlerim, bireyden aileye, aileden millete, milletten devlete uzanan zincirin ilk halkası bireydir. Devlet güveni sağlar, millet, bütünlüğü temsil eder, aile çatıyı kurar fert ise hürriyetin kaynağıdır. Biz, hepimiz o parçaların bütünleyicisiyiz, bütünün taşıyıcısıyız. Bütünlüğün sigortasıyız. Bilinsin ki, ayrışarak, ayrıştırarak kazanılan bir birlik, ancak bir zandır. Üstelik, hüsnü zan değil, su-i zandır. Fertler birbirinden uzaklaştığında, aile çözüldüğünde, toplum parça parça edildiğinde ortaya kuvvet çıkmaz. Ortaya kendini kuvvetli zanneden bir zorbalık çıkar. Ve orada devlet kırılgandır, güç, bir gösteriden ibarettir. Asıl olansa, milli egemenliğin, tehdide açık hale gelmiş olduğudur. Bu sebeptendir ki, milletin onur ve şerefi, kaynağı ve niyeti bozuk ajandalara kurban edilirken, masumlar suçlulara; hainler, vatanseverlere tercih ediliyor. Her hakikat, sahte olanla yer değiştiriyor. Banka borcu olan çiftçinin traktörüne haciz gelirken, milyarlarca lira vergi borcu olan şirketlere muafiyet tanınıyor.
'MAFYALAR VIP'LERDE'
19 yaşındaki harbiye birincisi teğmenimiz ordudan atılırken bir ömrü terörist olarak geçirenler affedilmeye hazırlanıyor. Adalet diye feryat eden, mesaj atan çocuklar gecenin köründe tutuklanırken 10, 15, 20 suç kaydı olan caniler sokaklarda geziyor. Suçlar, suçlulara cesaret, masumlara korku veriyor. Cezalar, kötülere kuvvet, adalet, mazlumlara endişe veriyor. Eleştirene sopa gösteriyor, Mafyaları VIP'lerde ağırlıyorlar. Herkes şunu bilsin, Eleştiriye tahammül, zayıflık değil, bir güven göstergesidir. Tahammül azaldıysa, kuvvet de azalmış demektir. Suçluların korunduğu bir düzen, suçluların iktidara ortaklığı demektir. Ve ortada, milletin iktidarın ortağı olmadığı bir düzen varsa, her türlü habis ortak, iktidarın parçası olur. Tek adam sistemi zaten bu demektir.
'TEK ADAMCILIĞA KARŞIYIZ'
İşte bizim sisteme bakışımız budur. Biz şahıslara değil, tek adamcılık düzenine karşıyız. İsimler kuru birer gürültüdür. Derdimiz ekmek-peynir mi olsun, peynir-ekmek mi olsun da değildir. Sorunumuz sistemledir. Kavgamız, sisteme karşı bir sistem kavgasıdır. Mücadelemiz, adam kayırmacılığa karşı hukuk devleti, Tek adamın haklarına karşı, milletin hürriyeti mücadelesidir. O yüzden bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen garabete karşı parlamenter sistemi savunuyoruz. Tarih bize "öz"ü verir. Denge burada kurulur. Demokrasi tarihimiz, iki yüz yıllık deneyim bize bunu göstermektedir.
'ARTIK SUYUN KENDİSİ OLACAĞIZ'
O özü unutursanız bugün yaşanmaz hale gelir. Bugüne saplanırsanız, savrulma bitmez. İki ayağını yere basan bir siyasetse milletin de devletin de direncini artırır. Aksiyle yol almak mümkün değildir. Milletle devlet arasına tahterevalli kurarsanız, iktidarınızı da onun ortasına yerleştirirseniz Türkiye gibi uçtan uca savrulan bir ülke yaratırsınız. İtirazımız bu savrulmayadır. Bu savrulmayı muhakkak durdurmalıyız. Aziz dava arkadaşlarım. Şunu çok net söylemek zorundayım, yenilgi, ahlaki bir doğruluk olarak kutsanamaz. Yenilgi, vicdan rahatlatmanın erdemi değildir. Asıl kayıp, yenilgiye razı olmuş zihinle başlar. Yenilgiye hazır hale gelen bir akıl, asla muzaffer olamaz. Biz bu akla teslim olmadık. Bugün, geçmişi geçmişte bırakmanın son günüdür. Bugün, geleceğin ilk günüdür. Artık baraj olma değil, suyun kendisi olma günüdür. Rüzgârdan korkmanın değil, toprağın en derinine kök salmanın günüdür. Korkuyla değil, cesaretle, lütufla değil, hakla,şahıslarla değil, kurallarla yönetmeye talip olma günüdür. Keşkelerin değil, "İyi ki"lerin günüdür. Soruyorum: Hazır mısınız?
'BENİM ADIM MÜSAVAT... EŞİTLİK DEMEK'
Aziz Milletim, biliyorum yorgunsunuz… Biliyorum aklınızı karıştırdılar… Herkes herkes gibi oldu… İçinizden diyorsunuz ki, bu siyasetçilere güven olmaz, Her an her şeyi yapabilirler… İnanmanızı istedikleri şey bu. Çünkü sizi, umutsuzluğa hapsetmek istiyorlar. Biliyorum, Siyaseti öylesine kirlettiler ki, tertemiz vicdanlarınız artık güven duymuyor. Kayırmacılık aldı başını gitti, anne babalar evlatlarının geleceğini güvende görmüyor. Biliyorum, Gençlerimiz ülkelerinden gitmek istemiyor, ama kalmaları için de onlara sebep sunan yok… Biliyorum, Emeklilerimiz, memurlarımız, emekçilerimiz, esnafımız, çiftçimiz, iş dünyamız, bırakın geleceği planlamayı, bugünü kurtarmanın derdine mahkum edildi. Bu iktidarda bir umut ışığı da yok. Bu duygularda ve bu düşüncelerde haklısınız. Ama şunu bilin ki; onlar gibi olmayanlar da var. Bu ülkenin tertemiz evlatları, pırıl pırıl vicdanları, yüksek ahlaklıları da var. En zor zamanda sahneye çıkıp, memleketi nasıl uçurumun kıyısından aldılarsa, Bugün de aziz milletimizin, Aynı inançla, aynı ahlakla öne atılan serdengeçtileri var. Benim adım Müsavat. Eşitlik demek. Adım kadar inanır ve bilirim ki, Her bir kardeşim, Devlet gözünde de yasalar önünde de eşittir. Bu bir lütuf değil, bir haktır. Cumhuriyetimizin her birimize sunduğu bir haktır. O yüzden Anadolu küçük bir köyünde başlayan hayat hikayeleri, Çankaya Köşkü'ne uzanabilmiştir. O yüzden hayata, Anadolu'nun ücra bir köşesinde başlayan garipler, Nobel ödülü alabilmiştir. Her birimize umut aşılayan, her birimize ve ülkemize güven aşılayan şey, işte bu fırsat eşitliğidir. Benim adım Müsavat. Eşitlik demek. Ve bugün buradan haykırıyorum; Yeter artık, yetti artık. İktidar elitleri büyük Türk milletinin evlatlarının duygularıyla ve geleceğiyle oynayamazlar.
'BU DÜZEN YIKILACAK'
Bu eğri düzen yıkılacak. Bu torpil çarkı kırılacak. Vakti geldi. Bu adaletsiz rejim. Bir daha dönmemek üzere çekip gidecek. Gençlerimizin Türkiye'ye güvenme vakti geldi… Emekçilerimizin hakkını alma vakti geldi… Yatırımcılarımızın, işverenlerin kabus dolu gecelerden kurtulma vakti geldi. Emeklilerimizin insanca bir yaşama kavuşmasının vakti geldi. Kadınlarımızın korkusuzca karanlıkta yürüyebilecekleri, Güvenli bir ülkenin vakti geldi. Sessiz dostlarımızın katledilmediği, onlarla paylaşacağımız hayatın vakti geldi. !
'VAKTİ GELDİ'
Garantili proje adı altında, köprüden geçemeyeni, hastaneye yatamayanı havalimanından uçamayanı soyan bu kirli düzen yıkılıp gidecek. Vakti geldi. Millet evladına iş bulamazken, 3-4-5 yerden maaş alanlar, çocuklarını şatafat içinde yaşatan iktidar elitleri, bir daha gelmemek üzere kaybolup gidecek. Vakti geldi annelere, babalara pazarda çürük sebze meyve toplatan, bu utanmazlık, milletimizden ağır bir tokat yiyecek. Vakti geldi. Tarihi geçmiş ürünler, fırsat reyonlarında indirimle satılıyorsa, bu iktidarın da son kullanma tarihi de çoktan geçmiş demektir. Emin olun defolup gidecek. Vakti geldi ihaneti beka, haini barış güvercini diye pazarlayanların oyunu bozulacak. Vakti geldi, teröriste "Sayın" diyenler, kurucu önder" diyenler, bir daha milletin yüzüne bakamayacak millet hazinesini yağmalayanlar, her şeyini aldıkları millete hiçbir şey vermeyenler için Hesap vakti geldi! Türk milletinden başka her şeyi, herkesi dert edenlerin devri bitiyor, Türk milletinin vakti geldi. Kötülük yenilecek, Çünkü İYİLERİN VAKTİ GELDİ"
