Flaş Haber :
Hava Durumu

TÜRKÜLERİN EFENDİSİ İSA KOÇ…

06 Şubat 2014
0 Haber Yorum
"Doğdum doğalı kendimi bildim bileli türkü söylüyorum, kendimi bildim bileli de öğrenmeye çalışıyorum" diyen türkülerin efendisi Ozan İsa Koç, gazetemize sanat hayatında esinlendiği ustaları anlattı

TÜRKÜLERİN EFENDİSİ İSA KOÇ…
 
"Doğdum doğalı kendimi bildim bileli türkü söylüyorum, kendimi bildim bileli de öğrenmeye çalışıyorum" diyen türkülerin efendisi Ozan İsa Koç gazetemize sanat hayatında esinlendiği ustaları anlattı.
 
Sanat hayatımda hepsinin ayrı ayrı tadı olan çok kişiden esinlendim ama ilk etkilendiğim usta Malatyalı Fahri’dir. Sonra Aşık Veysel’den esinlendim, doğaldı mübarek. Ondan sonra Zaralı Halil ve Aşık Daimi etkilendiğim diğer ustadır.
 
Kendileri Bayrampaşa’ya konser vermek üzere geldi. Bir türkü de ben okuyabilir miyim dedim. Tabi dediler, çok sevindim. Emanet bir ceketim vardı üzerimde, öyle heyecanlanmışım ki düğmeleri yanlış iliklemişim. Biri yukarıda biri aşağıda. Türküyü söyledim ve çok beğenildi. Daimi Baba bana derse gel dedi.
 
Ve 1965 senesinde Aşık Daimi Baba’dan bir saz aldım ve kendisinin öğrencisi oldum. Yeri Unkapanı’nda Salihpaşa sinemasının yanında idi . Daimi Baba bana bir yön çizdi ve yıllarca o çizgiden devam ettim ve şaşmadım. 1968 yılına kadar ben hocamdan ilham aldım, ders aldım. Aralıklı giderdim. Kuru fasulye ile bir gün saza bir gün güreşe giderdim. Altmışdörtbuçuk kiloda güreş yapardım. Bana itimat ettiğinde şef talebesi oldum, sazını bana taşıtmaya başladı.
 
Bir anımı size nakledeyim. Gittiğim bir gün baktım bir türkü yazıyor. ‘Bu da gelir bu da geçer’ diyerek mırıldanıyor. Hepsini kafama yazdım. Ben türküyü dikkatle dinlerken, Daimi Baba da mırıldanıp yazarken tam o arada kısa boylu, enine doğru büyümüş küp gibi bir kişi geldi. Ne geçmiş ise aralarında ‘senin de karşındayım Daimi’ dedi ve çıktı gitti. İki üç gün sonra gittiğimde ‘Baba o türküyü verir misin’ dedim. Daimi Baba hangisini dedi. Kendisine olayı hatırlattım. Türküyü yazdığı kağıdı aradı bulamadı. ‘Bu da gelir bu da geçer ağlama türküsünü’ bulamayınca, unuttum gitti dedi. Baba bende dedim o türkü. Nasıl sende diye sordu ben hocam kafama yazdım dedim ve söylemeye başladım. Dinledi ve ‘arifsin’ dedi bana. Unutulacak bir türküyü kayda geçirme vesilesi oldum sebep oldum.
 
Daimi baba’nın yanına derya gibi insanlar gelirdi. Davut Sulari, Aşık Mahzuni Aşık Daimi Baba’ nın yanına gelen ustalardan bir kaçıdır.
 
Evet dediğim gibi; Ben Malatyalı Fahri’nin repertuvarından, engin türkü kültüründen çok etkilendim. Benim türküye gönül vermemde, ozan olmamda önemli bir yeri vardır Malatyalı Fahri’nin taş plaklarını dinlerdim ayrıca benim Aksaray Yenikapı’da çalışmam da bir avantajdı. Her akşam Çakıl’a giderdim ve Malatyalı Fahri’yi canlı izlerdim. Diğer sanatçıları da izlerdim. Bir buçuk metrelik kontrplakla çevriliydi gazino etrafı, izleyecek delik bulamasam da dinlerdim.
 
Ben taklit yapmazdım onun gibi okumaya çalışırdım. Bu konuda da iddialıyım Malatyalı Fahri’nin türkülerini benim gibi okuyan yoktur. Malatyalılardan Malatyalıyım. Çünkü Malatya’yı ben Fahri’den, Fahri’nin türküleriyle tanıdım, öğrendim ve sevdim. Onunla size anlatacağım ilk karşılaşmamdan sonra hep onun gibi tutturdum ve onun gibi okudum. Onun gibi gırtlak yapardım ve hala o şekil devam ederim. Övünmek gibi olmasın ama yakıştırıyorum. Bu kültürümü Fahri’den esinlendiğimi söyleyebilirim.
 
Yıl 1959 veya 60. Aksaray Yenikapı’da dokuma fabrikasında masura sarıyorum. Benim için büyük bir kısmet, Yenikapı’da Çakıl Gazinosu’nun bulunması. Gazinonun etrafı kontrplaklarla çevrili ve açık hava. Ayrıca halka da açık yani içeriye de girsen dışarıdan da dinlesen oluyor. Ayni sesi dinliyorsun. Zaten içeriye girecek bir paramız da yok o zamanlar. Ne yapıyoruz kontrplaklarlar delinmiş oradan konserleri sanatçıları izliyoruz.
 
Burada Hamiyet Yüceses, Abdullah Yüce, Adnan Pekak, Muzaffer Akgün, Kaplan Tarsus ve daha nice sanatçılar konser veriyorlar. Aralarında benim büyük hayranlık duyduğum Malatyalı Fahri de var. Onun konser verdiği gün etraftan izlemeyle yetinemedik, gazinonun yanında yığılı dağlar gibi odunların üzerine çıktık. Kurumuş odunların yıkılmasıyla paldır küldür aşağıya yuvarlandık. Üstümüz başımız da yırtıldı. O arada rahmetli Malatyalı Fahri; şu çocukları içeri alın dedi. Bizi içeri aldılar. Bize görevliler kızarak geçin arkaya oradan dinleyin dediler.
 
Ben masaların altından geçe geçe sahne kenarına ulaştım ve fahri ile göz göze geldim. Çocuğum on iki yaşlarındayım büyük dikkat, hayranlık ve heyecanla dinliyorum. Malatyalı fahri tamburunu çaldı ve söyledi. Orta boylu, yakışıklı, kıvırcık saçlı, muazzam giyimli biriydi. Devamlı kurdela takardı. Giyimiyle, kuşamıyla, ciddiyetiyle büyük sanatçıydı.
 
‘Hozat’ın önü değirmen bendi’ dediği an da mikrofon aniden patladı. Fahri ‘dostlar endişe etmeyin, sessiz durun, sükunetle dinleyin ben size mikrofonsuz olsa da sesimi duyurabilirim’ dedi ve söylemeye başladı. O zamanlar mikrofonun yedeği yok, kibrit kutusu kadar bir tane var, o da bozulunca çıplak sesle devam ederdi konserler. Nasıl bir daha ‘Hozat’ın önü değirmen bendi’ dediyse yıkıldı ortalık. Arkama bir baktım ki herkes, sosyeteler bile gizli gizli ağlıyordu. Ve ben bu olaya şahit oldum. Malatyalı Fahri’ye hayranlığım o gün bin kez daha arttı.
 
Malatyalı Fahri programını bitirdiğinde kendisini takip ettim. Diğerleri benim pek de umurumda değil, oradan çıktık dışarıya. Bir de hanımefendi var yanında, Sadiye Arcıman. Onunla beraber çıktılar, araba nerede diye sordu rahmetli biraz uzakta dediler. Çok mu uzakta dedi Malatyalı Fahri, yok dediler yürüdük. İleride bir şavrole taksi var ama kendinin değil, tam binecekken hemen kendisine gittim. İki elimle elini tuttum ve saygıyla öptüm. Malatyalı Fahri bana ‘sağol evlat’ dedi. Ve arabaya bindi gittiler.
 
Malatyalı Fahri’yi ilk böyle gördüm. Bilmiyorum unuttuğum bir şey oldu mu ama aklımda hafızamda kalan bunlar.
 
Askerdim 68 yılları sana kötü bir haberimiz var, Malatyalı Fahri vefat etmiş dediler. Şişhane de hemşerilerinin birine ait evde otururmuş. Evine hırsız giriyor, neyi var neyi yok hepsini de götürüyor. Malatyalı Fahri paraya pula hiç değer vermeyen bir sanatçıydı. Balya ile paraları ret etmişliği vardır duyardık. Notalarına, taş plaklarına, gramofonuna çok üzülmüş. Birkaç kuruş parası da varmış onu da çalmışlar. Üzülmüş ve hastaneye düşmüş. Allah rahmet eylesin Cerrahpaşa’da da vefat ediyor…

 
 


Yorumlar(0)
Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*

E-posta*
(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*



(Yukarıdaki güvenlik kodunu giriniz)
Yazarlar Yazarlar
Çok Okunanlar Çok Okunanlar
Son YorumlarSon Yorumlar
AnketAnket

BUGÜN SEÇİM OLSA HANGİ PARTİYE OY VERİRSİNİZ

Türkiye İşçi Partisi (TİP)
CHP
HDP
MHP
İYİ PARTİSİ
DEVA PARTİSİ
GELECEK PARTİSİ
ZAFER PARTİSİ
SAADET PARTİSİ
REFAH PARTİSİ
MEMLEKET PARTİSİ
Lig FikstürüLig Fikstürü

Bu sitede yayınlanan içerik izinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.